SERHED HABER - Muş Alparslan Üniversitesi ile Bitlis Eren Üniversitesi iş birliğinde, Türk Tarih Kurumu’nun desteğiyle düzenlenen uluslararası sempozyumda Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da hüküm süren beyliklerin siyasi, kültürel ve tarihsel mirası farklı yönleriyle ele alındı.

Muş Alparslan Üniversitesi 1071 Malazgirt Kongre ve Kültür Merkezi, bölge tarihine ilişkin önemli bir bilimsel buluşmaya ev sahipliği yaptı. Muş Alparslan Üniversitesi ve Bitlis Eren Üniversitesi tarafından ortaklaşa düzenlenen, Türk Tarih Kurumu’nun destek verdiği uluslararası sempozyumda Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun tarihsel birikimi ile bölgede kurulan beyliklerin Anadolu’nun şekillenmesindeki rolü akademisyenler tarafından değerlendirildi.
Farklı üniversitelerden akademisyenlerin katıldığı sempozyum, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Programın açılışında konuşan Muş Alparslan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Alican, üniversitenin bulunduğu coğrafyanın tarihini, kültürel birikimini ve geçmişten geleceğe taşınması gereken değerlerini bilimsel çalışmalarla ortaya çıkarmaya yönelik faaliyetlerin sürdüğünü söyledi.

“Malazgirt çalışmaları önemli bir noktaya ulaştı”
Muş Alparslan Üniversitesi’nin özellikle Malazgirt merkezli çalışmalarla bölgenin tarihsel mirasının yeniden araştırılmasına katkı sunduğunu belirten Alican, Prof. Dr. Adnan Çevik’in bilimsel danışmanlığında yürütülen Malazgirt Savaş Alanı’nın Tespiti, Tarihi ve Arkeolojik Yüzey Araştırma Projesi’nin ulaştığı noktaya dikkati çekti.
Alican, Malazgirt Savaş Alanı’nın tespitine yönelik çalışmanın Türkiye’de benzeri bulunmayan araştırmalardan biri olduğunu ifade ederek, projenin savaş alanı arkeolojisi açısından uluslararası ölçekte de sayılı çalışmalar arasında yer aldığını kaydetti.
Çalışmaların yalnızca savaş alanının belirlenmesiyle sınırlı kalmadığını aktaran Alican, bölgede yapılan yüzey araştırmaları ve kazılardan elde edilen buluntuların bilimsel yöntemlerle incelenebilmesi için üniversite bünyesinde araştırma altyapısının da geliştirildiğini söyledi.
Bu kapsamda Muş Alparslan Üniversitesi’nde Türkiye’nin üçüncü antik DNA laboratuvarının kurulduğunu belirten Alican, farklı laboratuvar ve teknolojik altyapılarla birlikte bölgede elde edilen arkeolojik verilerin daha geniş kapsamda analiz edilmesine imkan sağlayacak çalışmaların devam ettiğini dile getirdi.
Bölgenin tarihsel hafızasına vurgu
Üniversitede yürütülen bu çalışmaların Muş Alparslan Üniversitesi’nin adını taşıdığı Sultan Alparslan’ın mirasıyla da bağlantılı olduğunu ifade eden Alican, Anadolu’nun tarihsel birikiminin doğru biçimde anlaşılmasının günümüz açısından da önem taşıdığını söyledi.
Van Gölü Havzası’nın, özellikle Malazgirt ve Ahlat çevresinin Anadolu tarihindeki rolüne işaret eden Alican, bu bölgenin yalnızca yerel ölçekte değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.
Alican, Malazgirt ve Ahlat başta olmak üzere Van Gölü Havzası’ndaki yerleşimlerin Anadolu’nun yanı sıra Balkanlar ve Orta Doğu’nun tarihsel şekillenmesinde önemli başlangıç noktalarından biri olduğunu ifade etti.
Bu nedenle bölgenin tarihsel mirasının farklı yönleriyle araştırılması gerektiğini kaydeden Alican, düzenlenen sempozyumun da Malazgirt çevresinde sürdürülen bilimsel çalışmaların devamı niteliğinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Bölgedeki tarihsel birikimi ortaya çıkarmamız gerekiyor”
Geçmişte bölgede hüküm süren beyliklere yönelik bilimsel çalışmaların önümüzdeki dönemde de sürdürülmesinin planlandığını belirten Alican, Artuklular, Saltuklular ve Mengücekliler gibi Anadolu beyliklerine ilişkin yeni bilimsel toplantıların düzenlenmesi konusunda akademik çalışmaların devam edeceğini ifade etti.
Alican, bölge tarihinin yalnızca geçmişte yaşanan olayların kronolojik olarak ele alınmasından ibaret görülmemesi gerektiğini belirterek, Ahlat, Adilcevaz, Bitlis, Amid, Farkin, Düneysir, Battalgazi ve Darende gibi yerleşimlerin tarihsel rollerinin bütüncül şekilde incelenmesi gerektiğini dile getirdi.
Bu yerleşimlerin günümüzdeki idari sınırları ve kimlikleri üzerinden değerlendirilmesinin tarihsel birikimin tamamını ortaya koymaya yeterli olmayacağını söyleyen Alican, söz konusu merkezlerin Anadolu’nun siyasi ve kültürel oluşumundaki rollerinin ayrı ayrı araştırılması gerektiğini kaydetti.
Alican, “Bu bölgedeki bütün tarihsel birikimi ortaya çıkarmamız gerekiyor. Dolayısıyla bu bakımdan Ahlatşahlar Sempozyumu önemli.” ifadelerini kullandı.
Malazgirt araştırmalarında dikkat çeken sonuç
Muş Alparslan Üniversitesi tarafından Malazgirt üzerine yürütülen saha çalışmalarında dikkat çekici sonuçlara ulaşıldığını da anlatan Alican, ilçenin tarihsel önemine ilişkin toplumsal farkındalığın beklenen seviyede olmadığını gördüklerini söyledi.
Malazgirt’in Türkiye’de bulunduğunu bilmeyen ve ilçenin İran’da olduğunu düşünen kişilerin bulunduğuna yönelik araştırma sonuçlarından söz eden Alican, bunun bölgenin tarihine ilişkin bilinç düzeyinin yeniden ele alınması gerektiğini ortaya koyduğunu belirtti.
Saha çalışmalarının yalnızca akademik veriler sağlamadığını, aynı zamanda bölgenin geçmişine ilişkin unutulmuş veya yeterince araştırılmamış birçok unsurun gün yüzüne çıkmasına katkı sunduğunu dile getiren Alican, Malazgirt’te bir kale bulunduğunun, 9. yüzyıla tarihlenen Müslüman mezarlarının tespit edildiğinin ve geçmişte yörede çocuklara Selçuk, Alparslan ve Melikşah gibi isimlerin verilmesinin de araştırmalar sırasında dikkat çekilen unsurlar arasında olduğunu aktardı.
Alican, bu kültürel aktarımın özellikle 1980’li yılların başından itibaren bölgede yaşanan terör süreciyle kesintiye uğradığını belirterek, tarihsel hafızanın yeniden araştırılması ve toplumsal bilince kazandırılması gerektiğini vurguladı.
“20 yıllık akademik bir birikimin sonucu”
Düzenlenen sempozyumun kısa süre içerisinde ortaya çıkan bir organizasyon olmadığını ifade eden Alican, toplantının arkasında yaklaşık 20 yıllık akademik çalışma ve düşünce birikimi bulunduğunu söyledi.
İstanbul, İzmir, Ankara, Muğla ve Samsun başta olmak üzere farklı kentlerden gelen akademisyenlerin önemli bölümünün akademik çalışmalarını Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun tarihi üzerine yürüttüğünü belirten Alican, bu çalışmaların bölgenin geçmişinin farklı yönleriyle anlaşılmasına katkı sağladığını ifade etti.
Alican, söz konusu akademisyenlerin yıllardır bölgenin tarihi üzerine çalışmalar yürüttüğünü belirterek, sempozyumun da farklı araştırmaların bir araya getirilerek ortak bir bilimsel zeminde ele alınmasına imkan sunduğunu söyledi.
Önümüzdeki yıllarda bölgedeki diğer beyliklere ilişkin bilimsel toplantıların da düzenlenmesinin planlandığını aktaran Alican, Muş Alparslan Üniversitesi’nin yanı sıra bölgedeki diğer üniversitelerin de bu çalışmalara katkı sunacağını belirtti.
Öğrencilere sempozyum çağrısı
Rektör Alican, konuşmasının sonunda üniversite öğrencilerine de sempozyum oturumlarına katılmaları çağrısında bulundu.
Öğrencilerin toplantıya katılan akademisyenlerle bir araya gelerek onların çalışmalarını yakından tanımalarının önemli olduğunu ifade eden Alican, bölgenin tarihine ilişkin araştırmaların genç akademisyenler tarafından sürdürülmesinin gerektiğini söyledi.
Alican, akademisyenlerin yetiştireceği öğrencilerin ilerleyen yıllarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun tarihine ilişkin yeni araştırmalara öncülük etmesini temenni etti.
Sempozyum, açılış konuşmasının ardından akademisyenlerin katılımıyla gerçekleştirilen bilimsel oturumlarla devam etti.



