Bulanık
Yayınlanma : 20 Nisan 2026 11:22
Düzenleme : 20 Nisan 2026 11:32

Zilan’ın Sessiz Tanığı: Tayfunê ( Teyfur) Zilanî’nin Hikâyesi

Zilan’ın Sessiz Tanığı: Tayfunê ( Teyfur) Zilanî’nin Hikâyesi
1930 yılında yaşanan Zilan Katliamı, bölge halkının hafızasında derin izler bıraktı.

SERHED HABER - Yüzlerce insanın hayatını kaybettiği bu trajedinin ardından, hayatta kalanların bir kısmı ağır travmalarla yaşamlarını sürdürmek zorunda kaldı. Kimi sustu, kimi içine kapandı, kimi ise “deli” damgasıyla toplumun kenarına itildi. İşte bu isimlerden biri de Tayfunê ( Teyfur) Zilanî idi.

Katliam sırasında henüz 15 yaşlarında olan Tayfun ( Teyfur), Ağrı’nın Zilan bölgesine bağlı Hesenevdal Köyü’nde yaşanan dehşetin ortasında kaldı. Anlatılanlara göre, cesetlerin altından sağ çıkmayı başaran Tayfun, kilometrelerce yürüyerek Doğubayazıt’a ulaştı. Bu yolculuk sadece fiziki değil, aynı zamanda ruhsal bir kopuşun da başlangıcıydı.

Doğubayazıt’ta yıllarca subaylara çobanlık yaptığı söylenen Tayfun’un hayatı, zamanla farklı bir yöne evrildi. Yaşadığı travmaların etkisiyle akıl sağlığını yitirdiği düşünüldü ve bu gerekçeyle Elazığ Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne gönderildi. Ancak burada beklenen tedaviyi görmek yerine, Zilan Katliamı mağduru olduğu için çeşitli kötü muamelelere maruz kaldığı iddia edildi.

Yıllar sonra bir şekilde hastaneden ayrılan Tayfun, Muş’un Bulanık ilçesine bağlı Rüstemgedik Köyü’ne yerleşti. Onu tanıyanların anlattıkları, toplumun “deli” diye dışladığı bu adamın aslında farklı bir yönünü ortaya koyuyordu.

Bulanık’ta öğretmenlik yapan Cemal Deniz, Tayfunê Zilanî’yi şu sözlerle anlatıyor:

“Tayfur ilginç biriydi. Çoğunluğun deli olarak bildiği, zaman zaman kötü muamele ettiği ama aslında bilge bir adamdı. Elazığ Akıl Hastanesi’ne zorla götürüldükten sonra uzun süre ortalıkta görünmedi. Sonra bir gün Bulanık çarşısında sakalsız, bıyıksız ve takım elbiseli halde ortaya çıktı. Ama bu hali ona yabancıydı. Kısa süre sonra yine eski kıyafetlerine döndü, sakallarını uzattı.”

Kendi halinde yaşayan Tayfun’un dilencilik yaptığı söylense de, aslında kimseden bir şey istemediği ifade ediliyor. İnsanlar ona kendi rızalarıyla bir şeyler verir, o da bunları her zaman yanında taşıdığı torbasına koyardı. Geçmişine dair sorular sorulduğunda ise çoğu zaman sessiz kalmayı tercih ederdi.

Tayfunê Zilanî’nin hikâyesi, sadece bireysel bir yaşam öyküsü değil; aynı zamanda toplumsal hafızanın, travmanın ve unutulmaya zorlanan gerçeklerin bir yansımasıdır. Onun sessizliği, belki de anlatılamayanların en güçlü ifadesiydi.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.