Allah Teâla, insanoğlunu akıl ve irade gibi iki mükemmel nimetle donatmıştır. İnsanoğlu bu iki niteliği sayesinde “insan” olabilmekte ve diğer canlılardan ayrılabilmektedir. Kuşkusuz bu iki nimet, ancak ilahi emre uygun kullanıldığı sürece insana fayda sağlar. Bu nimetler, yerli yerinde kullanılmadığı zaman insanın hem dünya hem de ahiret yaşamını zindana çevirebilme potansiyeline sahiptirler. Sadece kendisinin değil başka insanların da huzur ve güvenini bozabilir. Gerçekten de akıl ve iradesini başkasının emrine veren, haksızlık için istimal edenler, ziyan etmişlerdir. Adaletsizlik, emanete hıyanet, tarafgirlik ve bozgunculuk için kullanılan akıl ve irade, insanın başına sadece dert getirir.Hâlbuki aklı başında bir mümin adaleti her durumda ayakta tutmak için çaba sarf eder. Bu husustaki ayetin meali şöyledir: “Ey iman edenler! Kendiniz, anne babanız ve en yakın akrabalarınız aleyhine bile olsa Allah için adaleti ayakta tutarak doğru şahitler olun.” (Nisâ, 4:135) Benzer şekilde Kur’ân’ın ilahi vasfına inanan bir Müslüman “emanetleri ehline veriniz” buyruğuna uygun hareket eder. Bahsi geçen her iki hususu emreden ayetin açık hükmü şöyledir: “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir.” (Nisa, 4/58) Gerçek şu ki emaneti kaybeden toplum güvenini de kaybetmiş olur.
Diğer taraftan adaletsizlik ve emanetsizliğin egemen olduğu toplumlar haksız olsalar bile kendi kabile ve gruplarının çıkarları için çaba sarfederler. Başka bir ifadeyle zulmün umumileşmesine sebebiyet verirler. Halbuki İslam nazarında bu durum, taraftarı olduğu gurubun yaptığı bütün günahlara ortak olma anlamına gelir. İslam, bunu cahiliye dönemi adetlerinden kabul etmektedir. Nitekim Hz. Peygamber bu hususa şöyle buyurmuştur: “Kim kör bir sancak altında tarafgirlik duygusuyla savaşırsa ve bu uğurda ölürse, onun ölümü cahiliye ölümüdür.” (Müslim)
Haksızlık üzerine tarafgirlik, huzursuzluğun ve güvensizliğin en büyük nedenlerinden olduğu tartışmasızdır. Mevlâna hazretlerinin dediği gibi “Ayrımcılık ve tarafgirlik, toplumun kardeşlik bağlarını koparır ve düşmanlık tohumlarını eker.”Halbuki Kur’ân penceresinde bütün müminler kardeştirler. Onların aralarının düzeltilmesi ise müminlerin sorumluluğundadır. (Hucurat, 49/10)
Toplumumuzun güzel hasetleri olduğu tartışmasızdır. Fakat bilhassa doğu toplumunu çürüten ve aralarında huzur ve güveni ortadan kaldıran adaletsizlik, tarafgirlik gibi olumsuzluklar yerine adaletin, hakkaniyetin, kardeşliğin hakim olması gerekir. Başka bir ifadeyle akıl ve irademizi zulmün hakimiyeti için değil, adaletin ve hakkaniyetin egemen olmasına sarf etmeliyiz. Yanlışta değil, hakta ısrar etmeliyiz. Bozgunculuk yapmaya çalışanlara değil huzur ve güveni tesis etmeye çalışanlara taraftar olmalıyız.Aksi halde huzur da olmaz, güven de olmaz acılar ve sıkıntılar da son bulmaz. Daha huzurlu ve güvenli günlerde buluşmak dileğiyle…

