SERHED HABER- İslam, gönül fethini öğretmek için geldi: Biz ona işgali sorduk!
İslam, ortak aklın/istişarenin rahmetini öğretmek için geldi: Biz ona tek adamlığın, diktatörlüğün, krallığın, padişahlığın, saltanatın kerametini sorduk!
İslam, “Lâ”yı imanın şartının en başına koyarak isyan ahlakını öğretmek için geldi: Biz ona kör itaatin erdemini sorduk!
İslam, erdemi çoğaltmak için geldi: Biz ona sürüyü nasıl çoğaltacağımızı sorduk!
İslam, “bizden olan” zalimlere (de) isyan etmemizi öğretmek için geldi: Biz ona “bizim zalimimizi” nasıl temize çıkaracağımızı sorduk!
İslam, şahsiyetimizi yüceltmek için geldi: Biz ona kimliğimizi nasıl yücelteceğimizi sorduk!
İslam, kalitemizi çoğaltmak için geldi: Biz ona sayımızı nasıl çoğaltacağımızı sorduk!
İslam, sözümüzü yükseltmek için geldi: Biz ona sesimizi nasıl yükselteceğimizi sorduk!
İslam, içimizi süslemeyi öğretmeye geldi: Biz ona dışımızı nasıl süsleyeceğimizi sorduk!
İslam, ağzımızdan haram lokma girmesin, kem söz çıkmasın diye geldi: Biz ona haramı nasıl yutacağımızı, kem sözü nasıl kusacağımızı sorduk!
İslam, bireylerin aklından hâsıl olan üretimlerin, değerlerin gücünü, bereketini anlatmaya geldi: Biz ona bir çobanın aklına nasıl tapacağımızı, nasıl koyun olacağımızı, koyun olmanın yolunu, yöntemini sorduk!
İslam, isyan ahlakını, itaat ahlakını öğretmeye geldi: Biz ona anarşist ahlakını, bağımlılık ahlakını sorduk!
İslam, hayvan yanlarımızı ıslah etmeye geldi: Biz ona insan yanlarımızı nasıl iğfal edeceğimizi sorduk!
İslam, vahşi özgürlük arzularımızı insanî özgürlüğe evirmeye geldi: Biz ona başkalarının özgürlüğü üzerinde nasıl tepineceğimizi sorduk!
İslam, insanı nasıl yaşatacağımızı öğretmeye geldi: Biz ona insanı nasıl öldüreceğimizi sorduk!
İslam, insanlığa dönmemiş yüzlerin İslam’a dönemeyeceğini, insana dönmemiş yüzlerin ağaramayacağını, insanlığa durmamış yüreğin imana duramayacağını söylemeye geldi: Biz ona insanlığa nasıl “din cehennemleri” kurabileceğimizi sorduk!
İslam, malı nasıl paylaşacağımızı öğretmeye geldi: Biz ona malı (zekâtı, infakı) nasıl kaçıracağımızı sorduk!
İslam, hakikatin hatırını kimsenin hatırına tercih etmemeyi öğretmeye geldi: Biz ona hakikatin etrafından nasıl dolanıp, yanından nasıl saklanarak geçeceğimizi sorduk!
İslam, yoksulluğun, muhtaçlığın, yetimliğin, köleliğin, cahilliğin ortadan nasıl kalkacağını öğretmeye geldi: Biz ona ürettiğimiz yoksulluğun, muhtaçlığın, köleliğin, yetimliğin, cahilliğin rantını nasıl yiyebileceğimizi; onlara, onlardan çaldığımız malın, canın ve hürriyetin az bir kısmını “bağışlayarak” nasıl seçkin cennetliklerden olacağımızı sorduk!
İslam, ölülerin asla duymayacağını öğretmeye geldi: Biz ona ölüleri nasıl konuşturacağımızı, onlarla nasıl konuşacağımızı sorduk!
İslam, hakikat peşinde, adalet peşinde koşanları, varlığını insanlığın hayrına adayanları, mustazafları (hangi din ve dilden olursa olsun zayıf bırakılmışları), yüreği yakılanları, ocağı söndürülenleri, susturulanları, tehdit edilenleri desteklememizi, onları nasıl tutup kaldırmamız gerektiğini öğretmeye geldi: Biz ona, onları daha da ezmek için nasıl fetva üreteceğimizi sorduk!
İslam, Kur’an âyetlerinin tabiat âyetlerini gösteren birer işaret olduğunu söyledi: Biz ona tabiat âyetlerini nasıl katledeceğimizi sorduk!
İslam, Müslümanlığın anlamının arayış olduğunu öğretmeye geldi: Biz ona Müslüman olunca peşin bilginin bize nasıl “vahyedileceğini” sorduk!
İslam, vahyin kabının akıl olduğunu, her aklın derinliği nispetinde dolduğunu öğretmeye geldi: Biz ona duyularımızla, güdülerimizle algıladığımız dini sorduk!
İslam, dik duruşu öğretmeye geldi: Biz ona nasıl eğilip kıvrılacağımızı, nasıl kıvıracağımızı, nasıl kırıtacağımızı sorduk!
İslam, bir gün öleceğimizi söylemeye geldi: Biz ona ölüm düşüncesini nasıl kovacağımızı sorduk!
Sorduk ve hepsini öğrendik!
İslam söylemedi; biz İslam adına kurduğumuz dinlere söylettik ve üzerine “İslam” yazdık! Velhasıli kelam


