Üniversitede odamda kitaplığımı düzenlerken elim sızlaya sızlaya bir esere gitti: “TU-SEN” Sızlaya sızlaya diyorum çünkü bu eseri ilk okuduğum günü hatırlıyorum. Lise yıllarında toy ve kendi ile cebelleşen birinin okumasıydı bu. Sonra yüksek lisans yıllarında okudum. Kendi ile biraz daha barışık birinin okumasıydı bu da. Her okuduğumda da altını çizdiğim satırlar, yanına yöresine not aldığım çizimler. Değişen yıllar, değişen notlar ve düşünceler. Meşhur söz aklıma geldi. “Zaman, sessiz bir testeredir.”
Eser herkesin bildiği gibi Modern Kürt Edebiyatının en önemli isimlerinden Mehmed Uzun’a ait. Eser Kürtçe yazılmış. İlk yayım yılı 1985. Çeviren: Selim Temo. Uzun, eseri babasına ithaf etmiştir. Bugün size Mehmed Uzun’u anlatmayacağım. Zaten onu tam anlamıyla kim anlatabilir ki! Bugün ben değil “O” kendini size anlatacak. Uzun’un o kadar çok kıymetli eseri var ki! Onu okuyanların kendince en beğendiği eseri farklılık gösterecektir şüphesiz. Ama benim için bu eseri çok farklı bir yerde. “Tu (Sen)” isimli eserinde altını çizdiğim, okumaya doyamadığım, anlamaya çalıştığım, anlayamadığım birkaç satırı burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Şimdi söz Mehmed Uzun’un değerli kaleminde.
- Bilgi ve marifet yiğitlerin kalesidir.
- Kederli, hüzünlü kadınlar toplumunuzun temeli idiler aslında. Çünkü çocuklarınızın annesiydiler.
- Âdet, töre, dil, terbiye ve yurdunuzun türlü gelenekleri hep kadınlarca yaratılırdı. Onlar tarihe bağlıydılar ve yabancı olan her şeyin kırbacıydılar.
- İnsanlar yıllarca dağlarda, vadi diplerinde, mağaralarda boşuna şeytanları arayıp durdular. Şeytanlar burada. Aramızdalar, burnumuzun dibindeler.
- Çaresizlere sığınak olan ve onlara cankurtaranlık yapan şey, onların umutlarıydı.
- Biliyorsun cezaevleri toplumsal üniversitelerdir. İnsan isterse cezaevinde kendini geliştirebilir.
- Şehrin bilgeleri, şehrin zenginliği idiler.
- Annenler de uyanmışlardı. Saçı başı dağınıktı annenin, şaşkındı. Korku gelip annenin yüzüne oturmuştu.
- Sayfaları dağılmış, parçalanmış kitaplar beyaz çarşaf içinde idam mahkûmlarına benziyorlardı öylece.
Mehmed Uzun 13 Temmuz 2006’da Diyarbakır’a geldiğinde “Ben buraya ölmek için değil, yaşamak için geldim. Beni Diyarbekir iyileştirir” demişti. “Peki, başlıkta yazılı olan tarih ne?” dediğinizi duyar gibiyim. Dilim varmıyor, söylemek istemiyorum. (Not: Yukarıda eserden alınan cümleler İthaki Yayınları tarafından yayımlanmış eserden alınmıştır.)

