YAŞAR KEMAL VE DİYARBAKIR

Yayınlanma : 19 Temmuz 2024 02:28
Düzenleme : 19 Temmuz 2024 02:31

Kimi şahsiyetler vardır, anlaşılmazdır. Anlamanız için okumanız, tekrar ve tekrar okumanız gerekir kendisini. Kimi şehirler vardır ana gibi. Yâr gibi. Kucaklayıcı ve sıcak. Örter sizi ve kendisini. Bir şahsiyet Yaşar Kemal. Bir şehir Diyarbakır.

 

Yaşar Kemal’i tanımayanınız yoktur. İnşallah okumayanınız da yoktur. Asıl adı Kemal Sadık Gökçeli. Ailesi Van Gölü’ne yakın Ernis köyündendir. Birinci Dünya Savaşı’ndan ötürü Adana’ya gelirler. 1926’da Adana’nın Hemite köyünde Yaşar Kemal doğar. Bazı kaynaklarda ise bu tarih 1923 olarak da geçer.

 

Bu haftaki yazımızda Yaşar Kemal’in 17.5.1951 ile 20.7.1951 tarihleri arasında Diyarbakır’da geçirdiği günlerde şehir hakkındaki gözlemlerini, duygu ve düşüncelerini aktaracağız. Bilmeyen veya henüz okumayan dostlarımız için Yaşar Kemal’in “Röportaj Yazarlığında 60 Yıl” isimli Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan eserini tavsiye ederim. Kitabın kapak fotoğrafı ise çok usta bir isme ait: Ara Güler. Yaşar Kemal’in henüz 25 yaşında iken Diyarbakır hakkındaki cümleleri, sözcükleri kayda değerdir.

 

Diyarbakır akrepler şehri, gül şehri, karpuz şehri. Diyarbakır yeni yapılacak otelleri, eşsiz tabiatıyla turist şehri… Diyarbakır tezatlar şehri.

 

Bu şehir kılıf içinde. Bu şehir kendisini öylesine gizlemiş ki, tadına varabilmek, onu sevebilmek için emek istiyor, terlemek istiyor. Bu şehri kılıfından soyup mahremiyetine girmeli. Bu iş zor iş ya, değer.

 

Sevgili Yaşar Kemal’in bu eserde okuyucularından bir de isteği vardır. Ağır bir istek.

 

Okuyucularım, dostlarım, içinizden birinin yolu Diyarbakır’a uğrar da Mardinkapıdaki Salus Parkı kahvesine gitmez, bir yorgunluk kahvesi içmezseniz, vebali boynunuza kalsın. Kahveci sizin yabancı olduğunuzu anlayınca bir top da gül ikram edecektir.

 

Yaşar Kemal’in o tarihlerdeki Diyarbakır’ın sokaklarını anlattığı cümleleri ise bugünleri yansıtır gibi.

 

Sabahın saat dördünde uyanın, beşinde uyanın, çıkın Diyarbakır sokaklarına, üstleri başları yırtık, sararmış yüzlü, çoğu ihtiyar bir bölük kadın göreceksiniz. Ellerinde süpürgeler, başlarında da bir belediye memuru. Ha bire süpürüyorlar. Ortalık toz duman içinde. Ferman okunmuyor derler ya. İşte böyle.

 

Üstadın Diyarbakır’da üniversite açılması ve şehrin eğitimi ile ilgili sözleri ise çarpıcı. Haksız mı?

 

Bence şehirlisinin yüzde yetmişi okuryazar olmayan bir diyarda üniversiteden söz açmak, çalıyı tepesinden sürümek olur. Doğu üniversitesi değil, doğuda ilkokul seferberliği …

 

Diyarbakır’ın yoksulluğunu ve yoksunluğunu anlattığı cümleler ise bugün doymak bilmeyen bizlere tokat olsun.

 

Bir yoğurtçu kadına:

 

“Günde kaç kuruş alıyorsun?” dedim.

 

“Bir lira.” dedi.

 

“Çoluğuna çocuğuna yetiyor mu bu para?” dedim.

 

“Çok bile.” dedi. “artırıyorum bile.” dedi.

 

Diyarbakır hakkında birkaç kelam etseydin, dediğinizi duyar gibiyim. Onu kendime değil eserde geçen yaşlı bir zata bırakıyorum.

 

Bir aralık, bir “dert” sözü çıktı ağzımdan.

 

Sözüm ağzımda kaldı.

 

“Oğul oğul,” diyor, “dert mi ararsın Diyarbakır’da. Diyarbakır’ın taşı toprağı ahü vahtır.”

 

Kim bilir Yaşar Kemal yaşasaydı Diyarbakır için ne düşünürdü? Sahi, siz ne düşünüyorsunuz!