Merhaba,
Düşmanın yüreğini okumayı başarabilen bir yürek; dost yüreklerini daha iyi okumaya başlayacaktır. Ama burada yine yüreği devreye koymamız gerekir. Dostumuzu da akıl ve bilgimizle değil yüreğimizle okuyacağız, aşkımızı da öyle.
Bu şekilde yaşamı renklendirmeye devam etmiş olacağız. Ama buna itiraz edenler olacaktır elbet.
Hangi yönden mi?
Aşk yönünden.
Aşkın kapkara bir şey olduğu ile ilgili düşünceler yönünden.
Aşkın, insanı kör eden bir tarafının olacağı ile ilgili düşünceler yönünden.
Haklılar da.
Kapkara olan, kör eden bir şey nasıl olacak da yaşama renk verip onu renklendirecek. Yaşama keyif verecek.
Ama atladığımız bir husus var burada.
Aşk evet kapkara ve körlük veren bir şeydir. Ancak erbabının eline geçtiği zaman da uzağı yakın eden, ömür uzatan bir şeydir.
Aşk kaynağını yürekten alan, geçtiği yerlerden beslenerek güçlenen ve yine yüreğe doğru akan bir hayat suyudur.
İçinde sayısız canlıyı barındıran, kimi zaman damlacıkları ile dirilten kimi zaman sel olup her şeyi önüne katandır.
Bir kıvılcım olarak ortaya çıkan sonra alev topuna dönüp yeri geldiğine aydınlatıp ısıtan yeri geldiğinde yakandır aşk.
Bazen kaynağın kendisi bazen yoldan geçenlerin beslediği şeydir aşk. Bazen aktığı yürekte saklı olan bazen yüreklere sığmayıp taşandır aşk.
Bir annenin yüreğinde güçlenip evlada kalkan olan şeydir aşk. Ve yine bir evladın merhameti ile anneye doğru akandır aşk.
Sevdiğine sevdiğini ilan etmede çekinen iki ürkek yürekteki kaçamak bakışlarda saklı olan şeydir aşk.
Sevgili okur;
Aşkın ne olduğu ya da ne olmadığı çok önemli değildir. Aslında aşkın kime yönelik olduğu da önemli değildir. Asıl olan şey ise aşkı okuyabilmenin önemini bilmektir.
Eğer insanoğlu, aşkın yuvası olan yüreklere yolculuk yapabilmeyi başarıp aşkı okusaydı ne kavuşamayan sevgililer ne üzülen anne-babalar ne de çaresiz çocuklar olurdu.
Eğer insanoğlu, aşkı okuyup yüreklerin derinliklerine hükmetmeyi başarsaydı yeryüzünde korku ve yokluk olmayacaktı.
Eğer insanoğlu, aşkı okumayı becerip kör ve kapkara olmaktan sonrakini görebilseydi yaşam çok renkli ve keyifli olurdu.
Çünkü aşk, kapkara ve kör olmakla muhataplarını imtihana tabi tutuyor. Eğer körlüğü ve kapkaralığı görüp aşktan kaçan olursa bu imtihanda başarılı olamıyor. Yani aklı buna müsaade etmiyor.
Eğer kapkaralık ve körlük arasında aşkı okumayı beceren olursa işte o zaman aşk ona gül bahçesinin kapısını açıyor. Rengârenk bir bahçede ona rengârenk bir yaşam sunuyor. Çünkü asıl mesele karanlık ve körlüğe mahkûm iken aşkı okuyabilmekte ve aşkın mesajını bu durumda yakalayabilmektedir.
Bu nedenledir ki muhataplarını çok seven sevgililer, evlatlarını çok seven anne-babalar, ya da onları çok seven evlatlar kolay kolay pes etmiyorlar. Çünkü yürünecek yolları ve okuyacak aşkları bitmemişti bu kişilerin.
Evet, sevgili okur nereden nereye geldi söz. Konu insanlığın varoluş sebebi olan aşk olursa söze hâkim olmak da zorlaşıyor.
Aşkı okuyup imtihanı verebilmemiz dileği ile haftaya devam edelim….

