SERHED HABER- Hacı Köşeli. Asıl adı ile Kadri Özdemir Muş’un Bulanık/Kop ilçesinin kültürel veilmiseviyesine katkısunmuş önemli bir sima. Hacı Köşeli Bulanıklı bir aydın ve bir Nur talebesi olarak iz bırakanşahsiyetlerden biridir. Ben 1988’lerde Muş Bulanık’ta Ortaokul öğrencisi iken Bediüzzaman Said Nırsi/Kürdi’nin kitapları olan Risale-i Nur eserlerinin okunduğu bir Nur Medresesi vardı. “Hac Abi” dediğimiz ve Bulanıklıların kendisine “Hacı Köşeli” dediği Hacı Kadri Özdemir, oraya ençok sahip çıkanlardan biriydi.
Rus ve Ermeni zulmünden dolayı 1935’lerde Muş Bulanık’a Kafkasya’dan göç eden Ahıskalı Terekemelerden olan çocuk Kadri’nin babası Merdan, eşi ve iki oğluyla Rus sınırını geçip bu tarafa gelirken kendisi tek başına eşya almak üzere geri döner. Ancak Ruslara esir düşer vegeri dönemez.Sibirya’ya sürülür. Baba o tarafta kalır. Anne iki çocuğu ile muhacir olarak Kars, Ağrı yolu ile gelip Bulanık’a yerleşir. Kadri ve kardeşi Ahmet, dayısı ve Yusuf Özedemir’in babası Ali Özdemir üzerine kaydedilir.
Bulanık’ın renkli siyasi simalarından ve Hacı Köşeli’nin dayısının oğlu olan Yusuf Özdemir için burada birparantezaçayım. Yusuf Özdemir Türk milliyetçisi MHP’den dokuz defa Bulanık Belediye Başkan adayıoldu.Birkaç defa kıl payı kaçırdı ve bir türlü kazanamadı.Bildiğim kadarıyla birkaç defa Kürt aristokratlarından rahmetli Ramazan Yüce’ye karşı ve birkaç defa dasol görüşlü Terekemelerden Yavuz Kızılkaya(şu an hayatta mı değilmi bilmiyorum)gibi adaylara karşı kaybetti. Rahmetli annem “Çi dibe, ca bila ehlê Kopê carekî jî reya xwe bidin Yusufê Tirk. Mêrik gune ye, perişan bû /Ne olur Bulanıklılar bir defa da Türk olan Yusuf’u seçsin, yazıktır, günahtır adama” derdi. Ben o yıllarda Bulanık Merkez Cami’indemüezzinlik yapıyordum. Yusuf Özdemir Caminin sıkı müdavimlerindendi ve beni de severdi. Beni her gördüğünde de “Hacıoğlu nasılsın” derdi. Kendisi Türk milliyetçisi bir partinin temsilcisi olmasına rağmen Kürtlerle iyi ilişkileri vardı. Mollakentli dostum ve meslektaşım Prof. Dr. İrşadSami Yuca anlatmıştı. Bir defasında dedesi Seyid Abdullah-i Mollakendi’nin akşama yakın Bulanık merkezden yaya olarak köy yoluna çıkıp yürüdüğünü gören Yusuf Özdemir “Şeyhim akşam akşam yayan yola çıkman tehlikelidir” der ve hemen yakındaki taksiciye seslenir “HeleSeydayı köye bırak, gel ücretini benden al” der ve ısrar ederek tün bölgede saygın bir Kürt alim ve medrese öncüsü olarak bilinen ve tanınan oseydayı taksiyle gönderir. Kürtlerin Kürt milliyetçisi partilere yöneldiği 2000li yıllarda Yusuf Özdemir girdiği belediye başkanlığı seçimlerinde artık ümidini kaybederek etrafındaki dostlara “Ulan oğlum bu “Lê Amedê Amedê” şarkısı çıktı, biz artık hiç kazanamayız” derdi.“Lê Amedê Amedê” şarkısını, aynen “Ölürüm Türküyem” şarkısının Türk milliyetçilerindeyaptığı damar etkisinin Kürt milliyetçilerindekibir benzeri gibi düşünebilirsiniz. Bildiğim kadarıyla Yusuf Özdemir 2000li yıllardan sonra Yalova’ya yerleşti, orada da vefat etti. Allah rahmet eylesin.
Kadri Özdemir’e neden Hacı Köşeli deniliyordu? Genç Kadri o dönem çarşı içinde bulunan Bulanık Sanayi’ideTraktör tamir ustasıdır. Sanayide“köşe” başında bulunan tamir dükkanından dolayı Bulanık’ta artık “Köşeli” olarak tanınır. Bulanık’ın ünlü motor ustası Hasan Usta onun yanında yetişir.
Sürgünden sonra Rusya’da tekrar evlenen babası Merdan çocuklarına kavuşamadan orada vefat eder ama onun oradaki bir oğlu Sovyetlerin yıkılışından sonra 1995lerde elinde sadece Kadri’ye ait bir fotoğrafla Erzurum’a gelip cadde sokak kardeşi Kadri’yi sorar. Bulanıklı Çaro lakaplı Kotanlı köyünden Yusuf isimli simsar ile karşılaşarak izini bulur. Çaro bir gün arkasında uzun boylu yapılı biri ile H. Kadri/Köşeli Özdemir’in dükkanına girer. Yazıhanede oturan H. Kadri’ye “Hecî Koşeli ka mizgîniya min bide. Min ji te ra birayê te anî/H.Köşeli müjdemi ver. Sana kardeşini getirdim” der. Hacı müjdesini verir ve kardeşine sarılır. H.Kadri/Köşeli Özdemir de bilahare birkaç defa Rusya’ya kardeşini ziyarete gider.
Genç Köşeli, Kürt Medrese eğitim geleneği temsilcilerinden Şeyh Maruf Efendi’nin bulunduğu Koğak/Dokuzpınar köyü Medresesi arazilerinde traktörü ile çalışır. O güne kadar dini bir duyarlılığı olmayan genç Kadri’ye bir gün Şeyh Maruf “Tu nimêja xwe bikî, Xwedê rizqê te dide/ Namazını kılarsan Allah rızkını verecek” der. Bu söz genç Kadri’nin namaza başlamasına ve hayatında yeni bir sayfaya neden olur. Kadri Özdemir traktörü ile köylerdeki Kürt aristokrat ve hanedan ailelerin arazi işlerinde çalışırken Kürtçeyi de güzelce öğrenir.
Bir dönem kamyon şoförlüğü de yapıp Erzurum’a buğday götürüp getiren Genç Köşeli’nin, B.Said-i Nursî’nin Kur’an’ı bilgi çağına göre ders veren Risale-i Nur adlı eserlerini tanıması, hayatını tam değiştirir. 1975lerde Mollamustafa/Gündüzü köyünden rahmetli Molla Muhammed Zahit(Doğru) hocayla açtıkları Nur dershanesine, Molla Alaaddin Haydaroğlu, Simo Köyünden rahmetli Molla Resul ve rahmetli Molla Zeki Aksu, Gundê İndris/İdrisKöyünden Rahmetli Selahaddin Taşdemir(Giyaseddin Taşdemir’in babası)vs.ler ile sahip çıkarlar.
Trafik kazasında vefat eden Ortaokul arkadaşım rahmetli Muhsin Aydın vesilesi ile tanıdığım Nur Medresesine giderdik. Kuran-i Kerim ve Risale-i Nur eserlerinin okunduğu bu evlere Nur Medresesi/Dershanesi ve burada ders veren ve alanlara da Nur Talebesi deniliyor. Bir okul düzenine sahip bu dershaneye “vakıf” denilen ve sadece Allah rızası için, gelenlere Kur’an öğretip Risale dersi yapan üniversite mezunu gençler bir-iki yıl süre ile bulunurdu. H.Kadri/Köşeli Özdemir, Bulanık’ın ilim ve kültür hayatına katkı sunan bu ilim yuvasının adeta Müdürü ve bu vakıflar da hocası gibi idiler. Bunlardan Siyasal Bilgiler mezunu Çorumlu Salim Danlı, Hukuk Fakültesi mezunu Ankara-Haymana Kürtlerinden Mustafa Yılmaz, Bulanık Azerilerinden Zübeyir (Çetin) Tokmak emekleri geçen isimler olarak zikredilebilir.
Bir defasında Ankara Nur dershanesindeki vakıflardan ve birkaç yıl önce bir trafik kazasında vefat eden Malazgirtli rahmetli İsa Polat, Hataylı Halit Vurgun ve bir-iki öğrenci ile Bulanık dershanesini ziyarete gelmiş. Türkiye turuna çıkmışlardı. Arabada kontenjanımız var. Bulanıklı bir öğrenciyi de alıp gezeceğiz dediler. H.Köşeli abi bana “Nevzat sen git babandan izin al, seni gönderelim” dedi. Gittim ama babam izin vermedi. O güne kadar yanımda babam olmadan Bulanık dışına çıkmış değilim. H.Köşeli “Beraber babana gidelim ben senin iznini alayım” dedi. O yıl(1988) babamlar Lokanta açmışlar. Mis Kebap Salonu. Sonradan adı Yaprak Kebap Salonu oldu. Hatta açılışına Medrese müdavimlerini de davet etmiştim. Medrese sorumlusu Salim Danlı abimiz talebelerle gelerek dua etti. Medresede bulunan, üzerinde Arapça dualar olan ve tahtadan yapılmış süs eşyası güzel bir tahta tabak ve iki adet tahta kaşık hediye getirmişti. Onlar yıllarca Lokantanın patron/hesap masası arkasındaki pano duvarını süslediler. H.Köşeli abi de kırmızı çiçekli güzel bir vazo hediye etmişti. O vazo da uzun süre hesap masası üzerindeydi. H.Köşeli abi ile beraber izin için Lokantaya babamın yanına gittik. Selamdan ve birbirlerinin hal-hatırını sorduktan sonra H.Köşeli abi, babama: “ Hecî Xwedê çend zar dane te/Hacı Allah sana kaç çocuk vermiş.” Babam:“ Heft heb/yedi tane”. H.Köşeli abi: “Xwedê bihêle, Xwedê qet nedane min, Tu zarekî xwe didî min?/Allah bağışlasın, Allah bana hiç vermemiş, sen bir çocuğunu bana verir misisin?” Babam:“Xulamê te be/hizmetkarındır”dedi. H. Köşeli Abi gülerek: “Ku xulamê min be, gere bi min ra werê û wê heftekî li medreseyan bigere/Eger hizmetkarım ise benimle gelmesi gerekir. Bir hafta medreseleri gezecek” dedi. Babam da gülerek “Temam bila be/ Tamam öyle olsun” dedi.
Sonra rahmetli İsa Polat’la Ağrı Doğubayazıt’a Ahmed-i Hani türbesine, oradan Iğdır Medresesine geçtik. Iğdır’da, (Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu olup Vakıf olan ve şimdi Van’da-bu sene Ankara’ya geçti-önemli ilmi hizmetlerde bulunan) Mustafa Çelik abinin evlerine uğradık. Sabahtan Yaylaya /zozana çıkmış olan ve dönmesini beklediğimiz yarım saat sonunda muhabbetle tanıştığımız Mustafa abi ile irtibatımız o günden bugüne hiç kesilmedi şükür. Sonra Bitlis-Hizan’a geçtik. Bulanık Mollakent köyünden hemşehrimiz ve o zamanın Hizan Milli Eğitim Müdürü Mollakentli Mehmet Yuca hocaya misafir olduktan sonra B.Said-i Nursi’nin köyü olan Nurs’a, oradan Hatay’a gidip yol arkadaşımız Halit Vurgun evine gittik. Çıkıp Adana’ya vardık ve orada, Malazgirt’te vakıf olarak hizmet yapmış olan Urfalı Salih Güngen abimizin evlerine misafir olduk. Bahçelerinde gördüğüm ve dalından kopararak yediğim incirler hayatımda bir ilkti. Oradan Ankara’ya ve oradan da Bulanık’a döndük. O çocuk yaşımda tecrübe, bilgi ve okuma dolu bir seyahati geride bırakmıştık.
1992’de Lise son sınıftayım. Sınıf arkadaşlarım İhsan ve Metin ile üniversiteye hazırlanıyorum. Bulanık Müftülüğü altında boş bir derslikte buluşup soru çözüyoruz. Metin iyi çalışıyor ben ile İhsan kendimizi oyalıyoruz. Daha doğrusu kazanacağımıza inanmıyoruz. Üniversiteyi kazanılmaz, ulaşılmaz bir şey olarak gözümüzde büyütmüşüz meğer. Derslerim iyi olduğu halde o yıl kazanamadım. Akraba ve köylüler Lokantaya gelip büyük bir beklenti ve merakla Hacı Hasan abime “Nevzat gelo çi qezenc kiriye?/Nevzat acaba nereyi kazanmış?” diye heyecanla soruyorlar. Kazanmadığım için bana kızgın ve morali bozuk olan Hasan Abim de medreseye gidişlerime de göndermede bulunarak: “Bavo Nevzat çi qezenc kiriye, Nevzat Medresa Heci Koşeli qezenc kiriye/ Yahu Nevzat nereyi kazanacak, Nevzat Hacı Köşeli’nin medresesini kazanmış” der. Tabi sonraki yıl İhsan’la üniversiteyi kazandık ama önceki yıl kazandığım H Köşeli medresesi de ondan aşağı değildi diyebilirim.
H Köşeli abi, medresede dersi kim okursa okusun, araya girer ve okunan dersi izah ederdi. Bulanık’ın büyük alim müderrislerinden ve renkli ilmi simalarından Şeyhveliyalı rahmetli Seydayê Mela Müştak Aydında Bulanık Nur medresesine birçok defa gelirdi. Açık sözlü, hakperest ve lafını esirgemeyen bir alim olan Seyda ders yaparken o kadar canlı ve candan bir hitabeti vardı ki bazen yerinden kalkıp bir elinde kitap ve bir elinde tespihi ile cemaat içinde gezerek ders yapardı. Bazen de Türkçe başladığı derse Kürtçe devam eder, bazen de Kürtçeden Türkçeye geçerdi. Heyecanlı ve nüktedan bir kişiliğe sahip Mela Müştak derin ilmi konuları oldukça veciz ve çarpıcı ifadelerle örneklerdi. Dersi çok zevkli ve keyifliydi. Ben o gün orda değildim, onun yeğeni Muhsin anlattı. Bir gün rahmetli Mela Müştak medresede yine kalabalık bir cemaate Risale-i Nur dersi yaparken, H.Köşeli abi araya girip konuyu izaha, açıklamaya çalışır. Heyecanlı şekilde H. Köşeli abiye dönen Mela Müştak parmağını uzatarak “Hecî Koşeliii, sen koşende dur.” diyerek nükteli bir uyarıda bulunur. Tabi cemaat kopuyor.
Son yıllarda, Bulanık’ın ileri gelen eşraflarından rahmetli Hacı Medeni ile ortaklaşa tarım alet ve ilaçları ile ilgili Acenta açmışlardı. Hacı Merdeni’nin oğlu kekê Fettah anlattı. Dedi ki H.Kadri/Köşeli Özdemir Kürtçeyi değişik şivelerine tam vakıf olacak şekilde öğrenmişti. Acenteye bazen gelen Hoşgeldi köyünden bir dostu olan Muhacir Kürtlerden Sabri ile birbirlerinin Kürtçe şivelerine takılırlardı.
Bir gün öğlen civarı H. Köşeli amca dükkanın giriş koridorunda eşya kolileri üstüne koyduğu bir karton üzerindeki peynir-ekmeği, ayakta yemekle meşgulken dostu Hoşgeldili Sabri içeri girer ve “Hecî Xwedê jê razî, Tu zengîn î, dikan tijî ye. Ev çiye, te vê nîvroyê nan û penêrê tisî daye ber xwe, qurta qurta te ye, qirka te da naçe xwarê, Loqante ber te ye. Here Loqantê/Hacı Allah senden razı olsun. Sen zenginsin. Dükkanın dolu. Nedir bu öğlen vakti kuru ekmek-peynir almışsın önüne, boğazında kalıyor, yutamıyorsun da. Lokanta yanında, git karnını doyur.” diyerek takılır. H Koşeli amca da gülerek “ Sebrî ka were, ka were,ez ji te re bejim/Sabri hele gel, gel sana söyleyeyim” der ve başlar anlatmaya:“ Em berê li ser motorê diçûn Urfa, Sêweregê, em di zeviyan da dixebitîn û birçî dibûn, em dihatin nav çarsiyê. Bêhna kebaba dihate me. Lê pere cêva me da tunebû. Me nikaribû bixwara. Aniha jî cêva me tijî pere ye û dikan jî tijî ye şukur. Lê ez nikarim bixwim. A teze ez çûm min Loqanta kêlekê nihêrî, danzdeh çeşit xwarin heye. Medê min neçû yekî jî. Ez zivirîm hatim. Min ji xwe ra nan û penêr anî, îcar te fêm kir?/ Eskiden biz traktörle Urfa, Sivereklere giderek tarlalarda çalışırdık. Aç bir şekilde çarşıya geldiğimizde kebap kokuları burnumuza gelirdi ama cebimizde para olmadığından yiyemezdik. Şimdi ise cebimiz para dolu, dükkan da eşya dolu ama yiyemiyoruz. Biraz önce yandaki lokantaya gidip baktım. On iki çeşit yemek var. Midem hiçbirini almadı. Dönüp ekmek-peynir aldım yiyorum, şimdi anladın mı?” der.
H. Köşeli abi Gazi İlkokulu karşısındaki kendi arsasına Nur Medresesi inşaatı yapıyordu. Ben de çarşıdan Ofis mahallesindeki evimize doğru giderken takım elbiseli üç kişi ile inşaatın yanında bulunan H. Köşeli abiye selam verdim. Selamımı alan Hacı abi “Nevzat gel, gel. Bak Allah bana Profesörden amele gönderdi” dedi. Meğer Erzurum Üniversitesinde görevli Nur talebesi üç Profesör Bulanık’tan geçerken H Köşeliyi de ziyaret edelim diye sorarken inşaatın yanında olduğunu öğreniyorlar. Bu hayırlı işte bizim de payımız olsun diye takım elbiseli ve kravatlı halleri ile biraz kürek te sallıyorlar. H. Köşeli abi bir yerde, bir şehirde bir Nur dershanesi açıldığını duysa, az-çok demeden mutlaka maddi bir katkıda bulunmayı kendisine prensip edinmişti.
Çocuğu olmayan ve tüm mal varlığını ilmi ve dini çalışmalar için Nur vakfına bağışlayan rahmetli H. Kadri/Köşeli Özdemir, dershaneye gelip giden biz gençlere “Allah bana çocuk vermedi ama sizin gibi onlarca Nur Talebesi evlat nasip etti şükür” derdi. Bize derdi ki “Benim Terekeme/Türk akrabalarım bana, sen medresede Kürtçülük yapıyorsun diyorlar. Sizin bazı Kürtler de bana, sen Türkçülük yapıyorsun diyorlar. Halbuki benim amacım sadece gençlerin Kur’an’ı öğrenmesi ve anlaması” derdi. Fotoğrafta da göreceksiniz, kabrinin üstünde de “Hadim’ül Kuran/Kuran’ın Hizmetkarı” yazılıdır.
2003 yılında Erzurum’da ebediyete giden H.Köşeli/Kadri Özdemir Bulanık’ta yaptığı dini ve ilmi hizmetlerle Bulanık ve ülke tarihine adını yazdırarak ardında, kabrinde nur olacak tükenmez bir sadaka-i cariye/hazine bıraktı. Ne mutlu ona. Mekanı cennet olsun.
Not: Rahmetli Hacı Kadri/Köşeli Özdemir ile ilgili bilgi ve fotoğrafları bana ulaştıran değerli dostlarım Fettah Ballı ve H. Abdulbaki Ballı’ya teşekkürler. Mala wan ava.
Öğr. Gör. Nevzat Eminoğlu Kimdir?
1973 yılında Bulanık’ın Hamzaşeyh/Sarıpınar beldesinde doğdu. İlkokulu köyünde ve Bulanık’ta Gazi ve Süleymanpaşa İlkokullarında tamamladı. Bulanık İmam Hatip Lisesini de 1992’de bitirdi. Bulanık Müftülüğü bünyesinde İmam Hatip görevi alan Eminoğlu beş yıl süre ile Bulanık merkez Cami’inde müezzinlik yaptıktan sonra Van yüzüncü yıl Üniversitesi İlahiyat Meslek yüksek Okulu’nu 1997’de bitirdi. Daha sonra eğitimine başladığı Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden de 2002 yılında mezun oldu. İstanbul’da beş yıl avukatlık yaptıktan sonra Muş Alparslan Üniversitesi Kürt dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalında Tezsiz Yüksek Lisans Programını 2013’te ve Mardin Artuklu Üniversitesi Kürt dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalında Tezli Yüksek Lisansı Programını 2016’da tamamladı. Kürt dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalındakidoktora eğitiminide 2022 yılında Bingöl Üniversitesi Yaşayan diller Enstitüsü’nde bitirdi. Eminoğlu 2013 yılından beri Muş Alparslan Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Kürt Dili ve Edebiyatı bölümünde Dr. Öğr. Üyesiolarak çalışmakta ve aynı zamanda Bölüm Başkanlığı görevini de yürütmektedir. Kürtçe ve Türkçe dillerinde yayınlamış birçok bilimsel makalesi ve eseri bulunan Eminoğlu evli ve iki çocuk babasıdır.



