Orhan Hocam ve Ağaçları

Yayınlanma : 21 Şubat 2025 13:47
Düzenleme : 21 Şubat 2025 13:53

Ben1986-92 yılları arasında Bulanık İmam Hatip’te okudum. Ortaokul-Lise döneminde bir Coğrafya hocamız vardı: Orhan Atabek. Artvinli kendisi, Yusufeli ilçesinden.Cana yakın, güler yüzlü ve öğrenci dostu bir insan.Dersini çok güzel anlatır ve sevdirirdi. Biz de hem kendisini hem de dersini severdik el hak.

 

 

 

Eski Türkiye atmosferinin o günkü Bulanık ortamı, 1990lı yıllar…O dönemi yaşayanlar bilir.Yaşamayanlar da duymuşlardır. Duymayanlar da benden duysun ki baskı, terör, şiddetyıllarıydı.  Ergenlik- gençlik döneminde olan biz öğrenciler için de buhranlı, bunaltıcı dönemlerdi. Orhan hocanın sempatik kişiliği, yardımsever yaklaşımı ve tebessümlü çehresi, o olumsuz atmosfer içinde bizim için bir pozitif enerji kaynağıydı. Umut, güven ve yaşam coşkusu telkin eden bir liman.

 

 

 

Okullarda her çeşit öğrenci olduğu gibi her çeşit öğretmen de oluyor haliyle. Öğrencileri ve bölgeyi hor görüp doğru düzgün ders işlemeyerek üniversite kazanmamızı bile istemeyenleri mi dersiniz,topluma yabancılaşmış ve oryantalist bir eda ile kendine misyonerce bir rol biçerek üstenci bir şekilde “ben sizi adam etmeye geldim” yaklaşımı içinde olanları mı dersin,öğrencilere karşı şiddet kullananları mı dersin, hepsi vardı.

 

 

 

Şiddet demişken, bir Beden Eğitimi hocamız vardı. Sınıfa geldiğinde gürültü varsa öğrencileri sıra dayağından geçirirdi. Bir de sopa ile öğrencilerin parmak ucuna vururdu vicdansız.İzmirliydi adı Ö. Alper. Bir defasında yine derse geldi. Tek katlı eski İmam Hatip binasında eğitim görüyoruz. “Bu ne gürültü! Durun, sopayı alıp geleyim” dedi ve sınıftan çıktı. Artık dönüşte ne olacağını tahmin edersiniz. Baktım pencerenin yanındaki sırada oturan bir sınıf arkadaşımızhafifçe pencereyi açtı ve hop diye pencereden atladı öbür tarafa, kaçtı gitti. Onun yanındaki de aynı şekilde. Baktım sınıfın tümü- ben de tabi, durur muyum hiç- sırayla pencereden atlayarak kaçtık. O gün öyle kurtulmuştuk. O ilk arkadaşın buluşuişe yaramıştı.Sopayı alıp dönen hoca sınıfı bomboş görünce sopasıyla kalakaldı, dersini almış oldu. Bir daha da öyle bir şeye yeltenmedi.

 

 

 

Orhan hocam bütün o samimi ve mütevazi yaklaşımının (hal) diliyle “Ben sizi anlamaya, size yardım etmeye ve elinizden tutmaya geldim.”diyordu. Orhan hocamın sınıfta bir gün bile kimseye kızdığını, kimsenin kalbini kırdığını görmedim. Birçok hoca birçok konuda öğrencilerle tartışır, bozuşurdu. Orhan hocamın bir defa bile öğrencilerle tartıştığını görmedim. Yalnız bazen bizi (C)notu iletehdit ettiği olurdu. Çok gürültü çıkardığımızda gülerek “Gençler akıllı durun, dersi dinleyin, yoksa size C veririm C!”derdi. Biz de endişe ve merakla “Hocam “C” nedir, nasıl bir zayıf nottur? O da “Biliyorsunuz “C” şekil olarak “0”ın yarısıdır. Dersi dinlemeseniz,size değil (0), sıfırın yarısını veririm.” derdi. Tabi (0)ın yarısı diye bir not olmadığına göre hocamız bu ince espri ile hem öğrenciyi notla tehdit eden hocalarıti’ye alıyordu hem de dikkatleri derse topluyordu. Ben de hocamdan ödünç aldığım bu nükteyle öğrencilerimibazen uyarıyorum. Doğrusu işe de yarıyor. Orhan hocambu farklı ve iz bırakan erdemli ve “öğretmen gibi öğretmen”yaklaşımıyla,diğer bazı hocalara İbrahim Hakkı’nın şusözündeki mesajı veriyordu adeta:

 

 

 

“Harabat ehlini hor görme Zakir.

Defineler dolu nice viraneler var”

 

 

 

Ortaokul son sınıftayım sanırım. Okulumuzun önünde okul bahçesi olarak büyük bir boş alan var ama içinde hiç ağaç yok. İsmi de bahçe, nasıl oluyorsa.Bir teneffüs vakti sınıf arkadaşlarımla koridorda koşuştururken Orhan hocayı ellerinde fidanlarla karşımda buldum: “Nevzat Sen bir iki arkadaşını da getir bu ağaçları beraber dikelim”dedi.Hatırladığım kadarıyla çağırdığım Ferit Özmen, Necmettin Çetin, Metin Çiftçi, Fatih Karaçelik, Sıddık Polat gibi birkaç arkadaşın da yardımıyla bahçenin Bilican Dağı tarafı olangüney cephesindeki üst yolun kenarınakazdığımız toprağa Orhan hocamla o ağaçları diktik o zaman.

 

 

 

Orhan hoca Bulanık’tan ayrıldı. Ben de ortaokul, lise ve üniversiteyi bitirdim;aradan 30 küsur yıl geçmiş, o fidanlar kocaman dev ağaçlar olmuş. Şimdi ilimiz Muş merkezde görev yaptığım için Bulanık’a sık sık giderim. Bulanık’a her gittiğimde şehre giriş yaptıktan sonra sağ tarafta DSİ’den ve Hz. Ömer Camii’nden sonra okulumu ve Orhan hocamın o ağaçlarını görürüm, içim açılır. O yeşil manzara beni o yıllaragötürür. Hep bir gün fotolarını çekip Orhan hocama göndereceğim diyordum. İstanbul’dan gelen sınıf arkadaşımız iş adamı Ahmet Aysel ve Muş’ta görev yapan bir diğer sınıf arkadaşımız Necmeddin Çetin’le üçümüz önceki yıl ve bu yaz daKocaeli İl Müftü Yardımcısı olan sınıf arkadaşımız İhsan Yeğen’le okulumuz eski Bulanıkİmam Hatip Lisesi’nin bahçesine giderek o günleri yad ettik. Beraberce Orhan hocamın o ağaçlarının fotolarını çekip kendisine selam ve saygılarımızla göndermek nasip oldu nihayet.

 

 

 

Semaya başlarını kaldırmış, elleri olan yeşil dalları ile duaya durmuş; Bulanık’ımızın yeşilliğine yeşillik, güzelliğine güzellik katan o ağaçlar, kendi memleketinde mutlu bir hayat süren Orhan hocamın bize ve memleketimize verdiği emeklerin canlı birer şahidi olarak arz-ı endam ediyor.

 

 

 

Ne mutlu size Orhan hocam

Kop ve Muş’tan Artvin e binler selam…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.