Yoncalılı Yahya Arslan Hocam

Yayınlanma : 25 Kasım 2024 13:50
Düzenleme : 25 Kasım 2024 14:17

SERHED HABER - Dün, yani 24 Kasım Öğretmenler gününde emektar ilk okul hocam Yahya Arslan hocamı yeni yerleştikleri Ahlat’ta ziyaret ettik. Bu keyifli ziyareti anlatmadan önce Yahya hocamı ve ilkokul ahvalimi biraz anlatayım. Sonra dünkü ziyarete dönelim.

 

 

1980-82 yılları arasında köyümüz Sarıpınar/Hamzaşeyh’te ilkokul 1 ve 2. sınıfı okudum. Disiplinli, cana yakın ve yakışıklı bir hocamız vardı: Yahya Arslan, 1955 doğumlu. Arslan İlkokulu köyünde, Ortaokul ve liseyi Muş’ta Muş Öğretmen Lisesi’nde okuyor. Eğitim Fakültesini de Eskişehir Üniversitesinde bitiriyor.

 

 

Yahya Hoca Yoncalılı Terekem/Karapapağ asıllı Meyramlılar olarak bilinen saygın bir aileden. Sofi Nebi deniliyor babasına. 1.Dünya savaşında Kafkasya’da dedesi iki kardeşi ile beraber Ermenilerce kuyuya atılarak şehit ediliyor. Aile önce Kars’ın Meryem köyüne sonra Eleşgirt’e, sonra da 1940’ta Bulanık-Yoncalı’ya yerleşiyor.

 

 

Yahya hocam dedelerinin karşılaştıkları insanlık dışı bu vahşetten bahsederken tehcir döneminde Yoncalı’da yaşanmış insanlık dolu bir olayı da anlatmıştı. Tehcirde köyü terk eden bir Ermeni aile kundaktaki çocuklarını yükleri ağır diye evde bırakıyor. Köylülerin tüm ısrarına rağmen götürmüyorlar. Yoncalı’nın Müslüman Kürt eşrafından Haci Maruf onu alıp altı çocuğu ile beraber yabancı olduğunu ona ve çocuklarına hiç hissettirmeden büyütüyor, evlendiriyor. Çerkez ismi verdikleri çocuğa sonra gerçeği açıklıyor ve sen yine çocuğumuzsun, diyor. Çerkez çok duygulanıyor ve ben hiçbir ayırımcılık sizden görmedim ama çoğu defa diğer kardeşlerimden farklı olduğumu hissediyordum, der. Çerkez, bundan sonra kimsenin hatırına başka bir his gelmesin diye tüm ısrarlara rağmen köyü terk edip ailece Simo köyüne yerleşiyor.

 

 

Köyde okuduğum iki yıl boyunca Türkçe bilmiyordum. Buna rağmen Yahya hocam kendisini ve dersleri bana sevdirmeyi başarmıştı. Bence bu, hocamın bana ömür boyu önümü açacak büyük bir armağanı idi. Onun için eğitim hayatım boyunca onca öğretmenden ders almama rağmen, kendisi unutamadığım bir hocam oldu. Özellikle Matematiği anlatmada ve sevdirmede harika idi. Yahya hocam Muş Öğretmen Lisesinde okurken Matematik hocası ile şöyle bir olay yaşıyor. Tahtada üç bilinmeyenli denklem çözen hocası henüz sonucu bulamamışken kendisi kafadan çözerek sonucu söylüyor. Hocası da aynı sonucu bulunca kendisine çıkışıyor. Morali bozulan genç Yahya sınıftan dışarı çıkar; bahçede volta atmakta iken pencereden Müdürün gözüne ilişiyor. Neden dışarıdasın diye sorunca böyleyken böyle der. Müdür öğretmeni çağırıyor. Böyle öğrencileri değil üzmek başımızın üstünde tutmalıyız der. Öğretmen de ama o da ben problemi çözmeden sonucunu söyleyerek sınıfın karşısında beni mahcup ediyor der. Müdür hocasına, sen ondan özür dileyeceksin o da senin elini öpecek barışacaksınız der. Onlar da o şekilde işi tatlıya bağlıyorlar.

 

 

Yahya hocam, ben Türkçe bilmediğim halde o çocuk yüreğimi rencide etmeden bana dersleri nasıl sevdirmişti, hala hayretteyim. Bölgemizde 30-40 yaş üstü insanlarla ilkokul dönemlerini konuşursanız, çoğunun ilk defa ilkokulda Türkçe ile karşılaştıklarını, ne gibi zorluklar çektiklerini, bu yüzden öğretmenlerinden nasıl şiddet gördüklerine dair oldukça trajik hikayeler duyacaksınız. Bu durumun bu kişilerde ömür boyu süren travmalarla okul-okuma karşıtlığı, aile içi-sosyal şiddet gibi birçok patolojik sorunlara kaynaklık ettiği bilimsel bir veridir. Ben bu riskli travmatik süreci Yahya hocam sayesinde en az zararla atlattım diyebilirim. En az zararla diyorum çünkü şehre taşınıp üçüncü sınıfa başladığımda hala Türkçeyi konuşacak kadar bilmiyordum. Bu yüzden Bulanık Gazi İlkokulu’nda Yılmaz Bayram’ın öğretmenimiz olduğu 3.sınıfta hiç konuşamadım, hiç arkadaşım olmadı. Üçüncü sınıfı lal ve dilsiz gibi geçirdim. Bu benim içimde hala bir ukdedir biliyor musunuz. Hatırladıkça içim burkulur benim.

 

 

Teneffüslerde alt sınıfımdaki kardeşim Cevdet’le konuşabiliyordum bir tek. O da aynı trajediyi yaşıyordu belli ki. Sanırım o daha çok sıkıntı çekiyordu. Çok zeki olduğu halde, bu yüzden olacak, okulu-dersleri bir türlü sevemedi. Bir şansızlığı da Yahya hocam gibi bir öğretmene denk gelmemesiydi. Evimizin Ofis mahallesine taşındığı ve Süleyman Paşa İlkokulu 4. sınıfa kaydolduğum yıl Terekeme komşularımız Cevdet-Necati (Yendi) dayıların çocukları sevgili Ayhan ve Gökhan’larla arkadaşlığımız sonucu Türkçeyi öğrenebildik kardeşimle. İlk olarak onlardan duyduğum “yuvarlak”, “yayla”, “tarla” vb. Türkçe kelimeleri “aman bunları unutmamalıyım” diye sürekli içimde tekrarladığımı bugün gibi hatırlıyorum.

 

 

Bu fotoğraf Yahya Hocamın köyümüz Hamzaşeyh/Sarıpınar'dan Mersin Gülnar ilçesi Taşdemir mezrasına atandığı okul. Yanılmıyorsan yanındaki de şimdi Düzce’de doktor olan sevgili oğlu Mahir. Hocam dört yıl sonrasında 1986 da Hatay'a atanıyor. Daha sonra hocamın üç kızı oluyor. Şu an üçü de öğretmen ve baba mesleğini sürdürmekteler.

 

 

 

 

 

 

 

Köyden şehre geldiğimizde o çocuk ruhumuzla bir uçurumdan düşmüş ve yeni bir aleme uyanmış gibiydik. Köy ve Yahya hocamız artık hayallerde kalmıştı. Hocamın tayininin köyden gittiğini duymuştuk ama nereye gittiğini bilmiyorduk. Ortaokul ve liseyi bitirdik. İstanbul’da üniversite okuyorum. Sene 1999-2000ler sanırım, Hukuk üçüncü sınıftayım. Yaz tatilinde Bulanık’tayım. Çarşıdaki dükkanımızdan Hasan abim evi aradı, bir hocan gelmiş, seni soruyor, dedi. Kim? dedim. Söylemedi. Belli ki hocam sürpriz olmasını istemiş. Çabucak yola çıktım. Yahya hocayı unutamadığım için hatırıma gelmedi değil ama neredeyse 20 yıl geçmiş, kim bilir nerde? hem bizi nerede bulacak? diye hemen o ihtimali aklımdan attım. Olsa olsa Bulanık’taki bir lise hocamla karşılaşacağım hayali ile işyerine girdim. Bir de ne göreyim! Karşımda sert ve babacan bakışları ile Yahya Arslan Hocam! Hemen elini öperek hoş geldin dedim. “Hocam hala korkunuz üzerimde ama nedense hiç unutamadım sizi” dedim. “Öğrencilerim genelde öyle derler” karşılığını verdi. “Birkaç ilden sonra şimdi Hatay’da görev yapıyorum. Bulanık’a gelmişken ümitli olduğum eski öğrencilerim ne yapıyor diye köylülerinizden sorup işyerinizi öğrendim.” dedi. Hatay’da emekli olarak mutlu bir hayat sürmekteydiler. Hocamla o gün bu gündür irtibatım kesilmedi şükür.   

 

 

 

Yahya hocam 6 Şubat 2022 yılındaki üzücü ve feci Hatay depreminde Allaha şükür muhterem eşi ile rahmet dolu bir mucize eseri kurtuluyor. Bulundukları apartman iki kat yere batarken kendilerinin bulundukları üçüncü kat zeminle sıfır hale geliyor. Bir anda dairemiz yere inmiş şekilde kendimizi enkazların arasından dışarıya çıkarken bulduk dedi. Bir-iki yıl Mersin’de kaldıktan sonra iki ay önce, yani Eylül 2024’te muhterem eşinin memleketi Ahlat’a yerleşiyorlar. Ahlat’ta da Van Gölüne yakın Cumhurbaşkanının köşkü civarında Önder Apartmanı 3. Katında yeni mutlu bir yuva kurmuşlar. Hatay’da 3. katın bereketini ve kerametini görmüşler ki Ahlat’ta da 3. Kat daireye yerleşmişler.   

 

 

 

 

 

 

24 Kasım Öğretmenler gününden bir-iki hafta önce haberleştiğimizde Nevzat biz ailece Ahlat’a yerleştik dedi. Bu güzel ve sevindirici haberle hocamı gökte ararken yerde bulmuştum. Allah nasip ederse 24 Kasım Öğretmenler gününde ilkokul sınıf arkadaşım Necmettin Çetin ve bir iki sınıf bizden sonra ilkokula başlayan köylümüz akrabamız Av Selahattin Toğrul ile Yahya hocamı ziyaret eder hasret gidereceğiz diye hemen o anda karar verdim. Tabi bunu hocama açıklamadım. Bir hafta sonra, yani dün 24 Kasım Öğretmenler günü öğleden sonra ben, Selahattin ve hastası çıkan Necmettin yerine bize eşlik eden Yahya hocamın mezunu olduğu Muş Anadolu Öğretmen Lisesi Müdür Yardımcısı ve Edebiyat öğretmeni Muşlu sevgili dostumuz Lezgi Arslan’la bir çiçek alarak Muş’tan Ahlat’a gittik. Hocama sürpriz bir ziyarette bulunduk. Bu arada Lezgin hocayla Muş Alparslan Üniversitesi Kürt Dili ve Edebiyatı Yüksek Lisans eğitiminde birlikte olduğumuz halde bu yolculuk sayesinde yeni bir yönünü keşfettim. Daha önce mi böyleydi yoksa yeni mi bu seviyeye geldi bilmiyorum. Lezgin maşallah tam bir entelektüel. Özellikle dünya ve bölge siyaseti alanlarında. Başta avukatın bu konuda edebiyatçı birine uzmanmış gibi sorular sormasını şaşkınlıkla seyrederken verdiği cevaplar gerçekten dolu ve bilge bir şahsiyetle karşı karşıya olduğumuzu anladım. Bu vefa yolculuğunda böylece Muş’un entelektüel bir simasını da keşfetmiş olduk.   

 

 

 

Ahlat’a saat 15.00 civarı vardık. Önder Apartmanı 3. kata çıktık kapıyı değerli hocam açtı. Yahya hocam ısrarıma rağmen elini öptürmedi ama muhabbetle kucaklaştık ve kendisi ile 24 ve muhterem eşi ile 44 yıl sonra tekrar görüşüp sohbet etmek nasip oldu. Yıllarca yardımcıları oldukları ve okuttukları gençlerin dualarının bereketinden olsa gerek, Maşaallah, Allah nazardan saklasın oldukça dinç ve genç kalmışlar.. Eski günleri tatlı tatlı yad ederken, yiyecek içecek derken saatler geçmişti. Birkaç fotoğraf çekip doyamadığımız saygıdeğer hocamızın yanından ayrılırken karanlık çökmüştü. İlkokulda sınıf arkadaşlarımız Sadık Sarıce, Hikmet Köz ve Necmettin Çetin’le de Whatshap görüntülü bağlantı yapıp Yahya hocamla sürpriz bir görüşme gerçekleştirme planımda maalesef arada kaynadı ve unutuldu. Allahtan artık Yahya hocamlar bize çok yakınlar. Bir- bir buçuk saat mesafede. Allah sıhhat selamet versin hocamızın sohbetinden tecrübesinden yararlanacağız. Hep görüşeceğiz inşallah...

 

 

 

 

 

 

 

Ahlat’an eve döndüğümde isesevgili kız kardeşim Hasibe’ninÇetinler ailesi adına İstanbul’dan ben ve eşim Gülistan hanımın öğretmeler günümüzü kutlama adına Muş’a, ev adresimize gönderdiği ve bizleri mutluluğun doruğuna çıkaran güzel mi güzel iki çiçekle karşılaştım. Çok teşekkürler kardeşim, yeğenlerim. Var olun sağ olun. Ya Rab ne güzel bir gündü. Herkese, her eğitimciye nasip olsun…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Not: “Öğretmenler Haftası” münasebeti ile başta Yahya hocam olmak üzere, unutamadığım ve her biri en az böyle bir yazıyı hak eden ilkokul hocalarım Bayram Aldemir, Yılmaz Bayramoğlu ve Ortaokul/Lise hocalarım Artvinli Orhan Atabeg, Burdurlu Erhan Sağlık, Bingöllü Salih Öğe, Düzceli M. Emin Çelebi, Manisalı Cüneyt Ali Eren, Diyarbakırlı Eşref Dağ, Mersinli Hidayet Ateş, İstanbullu Bilge Aydın Diyarbakırlı Nurdane Hoca, Amasyalı Mehmet Bilgen, Sivaslı Ömer Ünsal, Afyonlu Ahmet Fevzi Özdemir, Kütahyalı Mehmet Ali Keskinkılıç, Burdurlu Osman Taşçı’nin ve tüm öğretmenlerin öğretmenler gününü kutlar, kendilerine ömür boyu sağlık ve mutluluklar dilerim.       

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.