HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ MÜ YOKSA ÜSTÜNLERİN HUKUKU MU?

Yayınlanma : 08 Ağustos 2024 00:00
Düzenleme : 08 Ağustos 2024 00:02

Hukuk; köken olarak Arapça bir kelime olup, en yalın haliyle toplumu düzenleyen ve devlet yaptırımıyla güçlendirilmiş bulunan kuralların, yasaların bütünü ve bu kuralları, yasaları, hakları konu alan bir bilim dalıdır.

 

 

 

Hukukun insan ve devlet ile bağlantısı hayatın her alanında mevcuttur. Bu durum yaşam devam ettiği müddetçe de varlığını sürdürecektir. İnanan biz Müslümanlar için de dünya hayatından sonra da varlığı devam edecek bir hakikattir.

 

 

 

Bu hakikat çarşıda alışverişte, evde, okulda, işte ve daha sayamadığımız birçok yerde kendisini hissettiren ve her yerde aranılan bir gerçekliktir. Nasıl aranılmasın ki dünyanın temeli adalet üzerine kurulmuştur. Adalet ise hak ve hukuka uygunluk durumudur. Bu durumun birbiri ile çarpıştığı noktada kaos, zulüm, belirsizlikler hakim olur.

 

 

 

Toplumda güvensizlik baş gösterince herkes hakkını ferdi yollardan arama gayretine girer. Hukuk devletinin yerine getirmesi gereken görevleri bireyler üstlenmeye çalışır. Oysa hukukun üstünlüğünü kabul eden bir devlette yargı temel değerdir. Yargı görevini layığıyla yerine getirmez ise insanların devlete ve hukuka olan inancı sarsılmaya başlar. Ancak yargının başarıya ulaşması için kamuya güven telkin etmesi gerekir. Eğer durum tersine işlerse burada da üstünlerin hukuku ortaya çıkmaya başlar.

 

 

 

Üstünlerin hukukunda liyakatin temeli sarsılır, bu da bizden mantığı baş gösterir. Hal böyle olunca çember dışında kalan herkes ötekileştirildiğini, dışlandığını hisseder. Bu hislerinde de haksız sayılmazlar. Burada bireylerin birbirlerine karşı kin ve nefretleri bilenir, arada derin uçurumlar oluşur.

 

 

 

Halbuki “kuvvet haktadır, hak da adalettedir.” Ancak durum hakkaniyete aykırı olunca gruplaşmalar meydana çıkar ve bu gruplar kendi üstünlüklerinin hukukunu oluşturmaya çabalarlar. Zira varlıklarını devam ettirebilmeleri için yaptıkları faaliyetleri bir metoda, usule ve sisteme dayandırmaları gerekir. İşte burada artık üstünlerin hukukundan söz edebiliriz.

 

 

 

Oysa ne demişti Hz. Ömer: “Adalet mülkün temelidir.” Bu temel sarsıldığı gün bireyler yozlaşmaya, toplum dağılmaya başlar. Demokratik bir toplumda hukuk çerçevesinde sınırlamalar elbette olacaktır. Ancak devlet hukuk kurallarıyla bağlıdır. Bu kurallar çerçevesinde sınırlamaların ölçülü, oranlı ve gerekçeli olması gerekir. Gerekçe keyfilik sistemini de ortadan kaldırır.

 

 

 

Hukukun üstünlüğünde bireyler devlete güven duyar. Bu durum sonucunda ise toplumda güven duygusu gelişir, ekonomik refah artar, insana verilen önem ön planda tutulur. Böyle bir ülkeyi kim arzu etmez ki. Düşünsenize evinizde mutlu, işinizde başarılı ve komşularınızdan eminsiniz. İnanın tüm bunlar sadece gerçek adaletle mümkündür. Gerçek adalet ise hukukun üstünlüğü ile mümkündür. Ancak bu hukuk şahsi menfaat ve çıkarlar için kurulmuş bir sistemin hizmetkarı değil, toplumun çıkarları ön planda tutularak örf ve adetlerden beslenmiş, insanın yaratılışına uygun olan değerlerin ön planda olduğu bir sistem olmalıdır. Aksi halde her alanda doğal halin getirdiği patlak vermeler baş gösterecek ve sistem benimsenmeyecektir.

 

 

 

Tüm bu tehlikelerden kurtulmak, bu mümkün değilse bile hiç olmazsa minimize edilmesi için aile ve okul eğitim sistemimizde temelden başlayıp adalet duygusunun çocuklarımıza aşılanması ve çocuklarımızın bu prensiplerle eğitilmesi gerekir. Burada eğitimcilerimize ve anne babalara büyük bir sorumluluk düşmektedir. Bu yükün altından kalkabilmek için de sağlam bir donanım gerekir. Zira anne babada veya öğretmende adalet olacak ki çocuğa aktarabilsin. Bu aktarmanın en etkili yolu ise adaleti hal ve davranışlarımızla, yaşayışımızla göstererek karşıya aktarmaktır. Çünkü çocuklar da tıpkı büyükler gibi sözden ziyade fiiliyata bakarlar. Ebeveynlerimiz ve öğretmenlerimiz hem kendileri hem de gelecek nesilleri için kendilerini sağlam temellerle donatmak için canla başla çalışmalılar. Aksi halde bilerek veya bilmeyerek üstünlerin hukukuna inanan bir birey yetiştirilmiş olur. Bu da ilerde hem kendisi hem ülkesi için sorun getirmekten başka bir işe yaramayacaktır.

 

 

 

Ülkemizin her köşesi cennet misalidir. Bu cenneti daha da yaşanılır hale getirmek elimizde ve davranışlarımızda saklı. Bu davranışlar adalet, hak ve hakikat ile mecz edilirse size bütün samimiyetimle söylüyorum ki: hiç olmadığımız kadar mutlu, huzurlu bir hayat yaşarız.

 

 

HEPİNİZİ SEVGİYLE SELAMLIYORUM.