SENDİKALAR: EMEĞİ UYUTANLARA UYANMA TOKADI

Yayınlanma : 02 Nisan 2026 14:42
Düzenleme : 02 Nisan 2026 14:43

Bu ülkede sendikacılık bir hak mücadelesi olmaktan çıktı, çoğu yerde bir sahne dekoruna dönüştü.

Tabelası var, binası var, aidatı var…

Ama çoğu zaman gerçek bir gücü yok.

İşçiyi savunmak için kurulan yapılar, yıllar içinde işçiden uzaklaştı.

Sendika bir “hak örgütü” olmaktan çok, bir “koltuk örgütü”ne dönüştü.

Emekçi çalışıyor.

Yönetici konuşuyor.

Sendika ise çoğu zaman susuyor.

Dünyaya bakın.

İskandinav ülkelerinde sendika işçinin zırhıdır.

Almanya’da sendikalar üretimin yönetiminde söz sahibidir.

Amerika’da bile dev şirketlerin karşısına dimdik çıkan işçi hareketleri vardır.

Oralarda sendika masa kurar.

Bizde ise çoğu sendika masa bulsa, üstüne çay koymaktan başka bir şey yapamaz.  

Acı gerçek şudur:

İşveren sendikadan ürküyor, çalışan sendikaya güvenmiyor, sendika ise çoğu zaman kendini kandırıyor.

Birçok sendika sadece bir rakamdan ibaret.

Toplu sözleşme zamanı ortaya çıkıyor, kamera ışıkları sönünce ortadan kayboluyor.

Bazıları var ki işçinin hakkı yenirken üç maymunu oynuyor.

İşten atılma tehdidi karşısında kımıldamıyor.

Üyelik sayısı artınca gururlanıyor, işçi ezilince sessizleşiyor.

Sanki görevi işçiyi savunmak değil de işverenle kavga etmemek.  

Burada emeği ezmek kolay, hakkını aramak zor.

Çünkü örgütlü mücadele zayıf.

Çünkü insanlar hâlâ “başına iş açma” sözüyle büyütülüyor.

Oysa bu toprakların hafızasında imece vardır.

Köylü saman taşırken bile bir araya gelir.

Ama şehirde işçiler hakkını ararken yapayalnız kalır.  

Bu bir kader değildir.

Bu bir alışkanlıktır.

Ve açık konuşmak gerekir:

Bu ülkede sendikaların bir kısmı işçinin yanında durmadığı için işveren cesaret buluyor.

İşveren cesaret bulduğu için işçi eziliyor.

İşçi ezildiği için toplum susuyor.  

Bu zinciri kırmanın tek yolu var:

Sendikaları yeniden ayağa kaldırmak.

Ama lafla değil.

Siyasi bağımlılıktan arınmış,

koltuk sevdasından temizlenmiş,

üyeye değil hakikate hesap veren sendikalarla.  

Çünkü bir sendika sadece maaş pazarlığı yapan bir yapı değildir.

Sendika aynı zamanda toplumun vicdanıdır.

Sağlık, eğitim ve sosyal hizmetler ticari meta değildir.

Her yurttaşın doğumla kazandığı temel haklardır.

Bu hizmetlerin kar hırsına teslim edilmesi, toplumun geleceğinin ipotek altına alınması demektir.

Gerçek bir sendika sadece emekçinin maaşını değil;

hastanın onurunu, öğrencinin geleceğini ve toplumun adalet duygusunu da savunur.  

Bir sendika üyesinin masasını koruduğu kadar,

nefes aldığı ormanı, içtiği suyu ve üzerinde yürüdüğü toprağı da korumak zorundadır.

Çünkü doğanın talan edildiği bir düzende ekonomik kazanımlar yalnızca birer illüzyondur.

Bağımsız sendikacılık talimatla değil, liyakatle yürür.

Kapalı kapılar ardında değil, emekçilerin iradesiyle şekillenir.

Gerçek sendika rüzgâra göre eğilen değil,

haksızlığa karşı fırtına olan sendikadır.  

Unutulmamalı:

Bu memlekette hakkını tek başına arayan çoğu zaman yenilir.

Ama birlikte arayan, masaya tokadı koyar ve alacağını alır.

Türkiye’nin sendikal hayata değil;

dirilen, silkinen, korkmayan sendikalara ihtiyacı var.

Çünkü güçlü sendika yoksa

emekçinin hakkı kaderin insafına bırakılır.