Bir Avuç Şekerin Bayram Olduğu Günler

Yayınlanma : 19 Mart 2026 19:08
Düzenleme : 19 Mart 2026 19:10

SERHED HABER- Yarın bayram…

Bir Ramazan ayını daha geride bırakıyoruz. Otuz gün boyunca tutulan oruçların, edilen duaların ve yapılan iyiliklerin Yüce Allah katında kabul olmasını diliyorum. Ramazan ayı yine kalplerimize huzur, sofralarımıza bereket bırakarak aramızdan ayrılıyor. Şimdi kapımızda bayram var.

Evet, dostlar yarın bayram, içimde sadece bir sevinç değil, garip bir sızı da beliriyor. Çünkü artık bayram geliyor ama o eski bayramlar gelmiyor.

Bizim çocukluğumuzda bayram bambaşka bir şeydi.

Bir zamanlar bu coğrafyada bayram demek, sadece bir gün demek değildi. Bayram, günler öncesinden hissedilen bir heyecandı. Arife yaklaştıkça evlerde bir telaş başlardı. Anneler avluları süpürür, tandır evini temizler, kilimleri yıkar, yorganları güneşe sererdi. Sanki sadece evler değil, kalpler hazırlanırdı bayrama.

Biz çocuklar için ise bayram günler öncesinden başlardı. Bayramlık kıyafetler alınır, özenle bir köşeye kaldırılırdı. Bayram akşamı bu kıyafetler ve giyeceğimiz pabuçlar yatağımızın hemen yanı başında dururdu.  O kıyafetlere dokunmak bile ayrı bir mutluluktu. Ama kimse onları bayramdan önce giymezdi. Çünkü bayram sabahı giyilen o temiz elbise, o pabuç, çocuk kalbinin en büyük sevinciydi.

Arife günü mezarlıklar ziyaret edilirdi. Sessizce… Toprağın altında yatanlara bir Fatiha okunur, mezar taşları temizlenirdi. Bayramın ilk selamı aslında onlara verilirdi. Çünkü eski insanlar bayramın sadece yaşayanlara ait olmadığını bilirdi.

Bayram sabahı ise bambaşka bir dünyaydı.

Sabahın serinliğinde camiye giden insanların ayak sesleri duyulurdu. Cami çıkışında herkes birbirine sarılır, kırgınlıklar unutulur, dargınlıklar konuşulmazdı. Büyükler birbirinin bayramını kutlar, çocukların başını okşardı. Bayram biraz da kalbin yumuşadığı gün demekti.

Ama asıl bayram çocukların bayramıydı.

Namazdan sonra biz çocuklar sokaklara dökülürdük. Kapılar tek tek çalınırdı. Kapı açıldığında o tanıdık söz söylenirdi:

“Cejna we pîroz be.” Veya “ Eyda we pîroz be.”

Ev sahipleri avuçlarımıza şeker, kuru üzüm, fıstık koyardı. Biz şimdiki çocuklar gibi şanslı değildik kimse bize harçlık vermezdi. Ama aslında verilen şey ne şekerdi ne para. Verilen şey sevinçti.

Bir evden çıkar, başka bir eve koşardık. Sokaklar çocuk sesleriyle dolardı. Köyde kimse yalnız kalmazdı. Kapılar kapanmazdı. Çaydanlıklar hiç soğumazdı. Her evde bir misafir, her kapıda bir bayramlaşma olurdu.

Ve en önemlisi…

İnsanlar birbirine gerçekten yakındı. İnsanlar içtendi. İnsanlar samimiydi.

Şimdi düşünüyorum da; aslında kaybettiğimiz şey bayram değil. Kaybettiğimiz şey o samimiyet.

Bugün bayramlar geliyor fakat kapılar eskisi kadar çalınmıyor. Çocuklar sokaklarda eskisi kadar koşmuyor. Evler kalabalık değil. Bayram sofraları var fakat içindeki o sıcaklık eksik.

Eskiden fakir, zengin fark etmez herkeste bayram vardı.  

Şimdi ise ne zengin ne de fakir evlerde bayram yok.

Yaş aldıkça insan bunu daha iyi anlıyor.

Meğer özlediğimiz şey sadece çocukluk değilmiş.

Özlediğimiz şey; kapısı açık evler, gülerek bayramlaşan komşular ve sokakları dolduran çocuk sesleriymiş.

Bazen insan bir köy sabahını özlüyor.

Bir avuç şekerin bile bayram olduğu günleri…

Ve insanın içinden sessizce şu cümle geçiyor:

Biz bayramı kaybetmedik.

Biz bayramın ruhunu geride bıraktık.

Bu vesileyle başta Bulanıklı hemşehrilerimiz olmak üzere tüm milletimizin ve İslam âleminin Ramazan Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyor; bayramın sağlık, huzur, kardeşlik ve bereket getirmesini diliyorum

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.