SERHED HABER - İnsanın hayatında öyle şeyler birikir ki, zaman gelir kelimeler onları taşımaya yetmez. Gündelik hayatın içinde yaşanan kırgınlıklar, bürokrasinin koridorlarında uğranılan haksızlıklar, siyasetin görünmeyen hesapları, ticaretin bitmeyen pazarlıkları, medyanın hoyrat dili, akademinin sessiz rekabetleri, aile içinde yaşanan sevgi ve miras hayal kırıklıkları ve de sosyal çevrede karşılaşılan vefasızlıklar gibi. Her biri insanın içinde dern derin ayrı birer iz bırakır. İnsansın bazen bir sözle incinirsin, bazen bir suskunlukla terk edilirsin, bazen yıllarca güvendiğin birinin bir anda karşında durduğunu görürsün. Kimi zaman hakkında söylenen bir dedikodunun, atılan bir iftiranın veya gerçeğin çarpıtılmış hâlinin peşinden amansız koşmak zorunda kalırsın. Oysa insanın içinden delicesine haykırmak gelir: “Ben bunu hak etmedim!” Fakat sonra anlarsın ki bazı acıların tercümesi gerçekten yoktur; bazı ihanetlerin izahı, bazı kayıpların telafisi, bazı haksızlıkların da dünyada bir karşılığı yoktur.
İnsan, hedeflerine yürürken yalnızca yollarla değil eşya, hayvan, dünya ve tabii ki insanlarla imtihan edilir. Kimi yanında yürür görünür ama ilk virajda satar; kimi dostluğunu menfaatine bağlar; kimi senin suskunluğunu zayıflık, nezaketini saflık, iyi niyetini fırsat bilir. Bir gün bakarsın ki hakkında hiç söylemediğin sözler söylenmiş, hiç yapmadığın işler yapılmış gibi anlatılmış, yıllarca verdiğin emek birkaç cümleyle çöp seviyesine değersizleştirilmiş. Üstelik kendini anlatmaya kalksan, belki de yeni bir tartışmanın kapısı açılacaktır. İşte insan tam burada bir memur emeklisi gibi yorulur. Çünkü bazen kendini savunmak bile insanın izzetini tüketir. Her söylentiye cevap vermek, her iftirayı düzeltmek, her ihaneti teşhir etmek, her terk edilişin hesabını sormak mümkün değildir. Bir noktadan sonra insan susar; fakat bu suskunluk yenilmişliğin değil, bütün yolların insanlara değil yüce Rabbine çıktığının fark edişinin güvenidir.
Sonra hayat sana ağır ağır öğretir: Her kapının anahtarı insanda değildir. Her kaybın telafisi dünyada değildir. Her haksızlığın hesabı bu dünyada sorulmaz.
Bazen bütün kapılar kapanır, bütün ihtimaller tükenir, yanında sandıkların uzaklaşır, güvendiğin insanlar seni yalnız bırakır ve anlatacak o kadar çok şeyin olur ki, fakat anlatacak kimse bulamazsın. İşte o an, dilin sustuğu yerde kalbin konuşmaya başlar. Secdeye vardığında belki kimseye anlatamadığın sırlı şeyleri Rabbine anlatırsın. Gözünden düşen bir damla yaş, uzun cümlelerden daha açık bir duaya dönüşür. Çünkü rahman ve rahim olan yüce Allah, söylenemeyeni de bilir; anlatılamayanı da görür; insanın kalbinin en gizli yerinden geçenleri de işitir. İnsanların seni yanlış anlaması ağırdır; fakat Rabbinin seni doğru bilmesi bütün yanlış anlaşılmaların üzerinde bir hayırlı tesellidir.
Belki de hayatın en büyük olgunluğu, herkese kendini anlatma ihtiyacından vazgeçtiğin yerde başlar. Herkes bilmek zorunda değildir seni. Herkes haklılığını kabul etmek zorunda değildir. Herkes yaptığın iyiliğin farkına varmak, verdiğin emeği takdir etmek, sadakatini anlamak zorunda değildir. Çünkü insanlardan beklenen her karşılık, yeni bir beklentinin; her beklenti ise yeni bir kırgınlığın kapısını açabilir. Oysa kul, elinden geleni yapıp gerisini Allah'a bıraktığında içinde başka bir sükûnet doğar. Satılmışsan Allah'a; terk edilmişsen Allah'a; iftiraya uğramışsan Allah'a; emeğin inkâr edilmişse Allah'a; dost bildiklerin düşman olmuşsa yine Allah'a sığın. Çünkü insanın bütün yolları tükendiğinde Rabbine giden yol asfalt olmasa da tükenmez. Yani dünyadaki bütün destekler çekilebilir fakat Allah'ın rahmeti kulundan çekilmez.
Ve bir gün insan dönüp geriye baktığında, dilinden dökülemeyen onca şeyin aslında boşa gitmediğini anlar. Söyleyemediğin sözler, içine gömdüğün acılar, cevapsız bıraktığın iftiralar, sabrettiğin ihanetler, kimseye anlatamadığın geceler ve sessizce taşıdığın yüklerin hepsi Allah'ın ilminde kayıtlıdır. Belki insanlar hikâyenin yalnızca bir kısmını dinledi; fakat Allah hikâyenin tamamına şahittir. O hâlde bazı şeyleri dile dökmemek kaybetmek değildir. Bazen en büyük teslimiyet, söyleyecek sözün olduğu hâlde susup “Rabbim, Sen biliyorsun” diyebilmektir. Çünkü insanın bütün kapıları kapandığında sığınacağı son kapı değil asıl kapı Allah'ın kapısıdır. Nitekim Aziz Kur'an'ın o derin tesellisiyle: “Kim Allah'a tevekkül ederse, O, kendisine yeter.” (Talâk, 65/3)


