GEÇTİ

Yayınlanma : 22 Temmuz 2026 12:15

SERHED HABER- Geçti… Bir zamanlar avuçlarımızda tutabildiğimizi sandığımız her şey, şimdi hatıranın tozuna karışmış birer izden ibaret. Ömür dediğimiz şey, bir sabah telaşıyla başlayıp akşamın yorgun sessizliğine varan uzun bir yürüyüş değilmiş meğer; bir göz kırpması kadar kısa, bir iç çekiş kadar derinmiş. İnsan, yaşarken anlamıyor geçişin hızını; fakat 40'dan sonra dönüp baktığında, en gür seslerin bile bir fısıltıya dönüştüğünü, en parlak anların bile solgun bir fotoğraf gibi kaldığını görüyor.

Dostluklar geçti. Birlikte güldüğümüz, omuz omuza verdiğimiz günler; gecenin en karanlık saatlerinde bile birbirine ışık olan yürekler tükendi. Şimdi çoğu ya uzak şehirlerin yabancısı, ya da kalbimizin en sessiz köşesinde saklı bir hatıra. Oysa bir zamanlar “hiç bitmez” dediğimiz yiğitçe bağlar vardı. Meğer zaman, en güçlü sandığımız bağları bile usulca çözermiş. Geriye, bir selamın içindeki sızı ve bir hatıranın içindeki sıcaklık kalırmış.

Aşklar geçti. Kalbimizin en derin yerinde kıyametler koparan, bir bakışıyla dünyayı susturan o güzel duygular bitti. Şimdi bir şiirin mısrasında, bir şarkının nağmesinde yankılanıyor. İnsan sevdiğini değil, sevdiği zamanki kendisini özlermiş. Çünkü aşk, sadece bir başkasına duyulan his değil; aynı zamanda insanın kendi içindeki en saf hâlidir. Ve o hâl de, zamanın acımasız çark akışında yavaşça silinip yama oldu.

Beden geçti. Gençliğin o taşkın kuvveti, aynaya bakınca kendini tanıyamayacak kadar değişen yüzler soldu. Bir zamanlar koşarak çıktığımız yolları şimdi soluklanarak yürür olduk. Dizlerimizdeki hafif sızı, saçlarımızdaki beyazlık, yüzümüzdeki çizgiler fiziki harita gibi oldu. Hepsi zamanın imzası. İnsan, bedeninin de kendisine emanet olduğunu geç anlıyor. Ve o emanet, gün gün eksilerek sahibine fatura olarak dönüyor.

Doğduğumuz, oynadığımız ve pineklediğimiz yerler geçti. Çocukluğumuzun sokakları, toprak kokusu, kapı önlerinde oynanan oyunlar, tandırın isi, ahırın loş ışığındaki sarhoş kokusu ve harmanın bereketi yitik oldu. Hepsi ya değişti ya da bizden uzaklaştı. Oysa insanın kalbi, en çok doğduğu yere bağlı kalır. Ne kadar uzağa giderse gitsin, bir yanımız hep o ilk sokağın köşesinde bekler. Ama dönüşler artık eskiyi bulamaz; çünkü zaman sadece bizi değil, mekânı da dönüştürür.

Vardığımız yer geçti. Ulaşmak için yıllar harcadığımız makamlar, unvanlar, kariyerler meğer birer prangaymış. Bir gün hepsi sıradanlaşır. İnsan, zirveye çıktığında manzaranın değil, yalnızlığın büyüklüğünü fark eder. Çalışarak, didinerek elde ettiğimiz her şey, bir gün anlamını yitirir. Çünkü insan, aslında vardığı yerle değil; o yolda kaybettikleriyle ölçülür.

İş hayatı geçti. Sabahın erken saatlerinde başlayan telaş, tıkış tokuş dolmuşlar, bitmeyen toplantılar, yetiştirilmeye çalışılan işler uyaladı durdu. Hepsi bir gün biter. Geriye ne kalır? Birkaç başarı hikâyesi, birkaç yorgun hatıra ve gariban bir emeklilik. Oysa insan, hayatını kazanırken hayatını harcadığını çoğu zaman fark etmez. En değerli zamanlarını, geri getiremeyeceği anlara dönüştürdüğünü çok geç anlar.

Evden uçup giden çocuklar da geçti. Bir zamanlar dizimizin dibinde büyüyen, sesleriyle evi dolduran o küçük hayatlar sel olup aktı gitti. Şimdi kendi yollarında yürüyen ayrı birer hikâye oldular. Ev sessizleşti, odalar boşaldı, duvarlar konuşmaz oldu. İnsan, en çok bu sessizlikte anlar zamanın geçişini. Çünkü çocuklar büyüdüğünde, aslında anne-baba da yaşlanmış olur.

Ve nihayet dercesine! Geçti. Her şey geçti. Geriye sadece bir ömürlük suskunluk, birkaç kırık hatıra ve derin bir “ah” kaldı. İnsan anlıyor ki, hiçbir şey kalıcı değil; ne acı ne sevinç, ne varlık ne yokluk ve dahası… Öyleyse geriye tek bir hakikat kalıyor: Yaşarken incitmemek, sevdiklerimizi ertelememek ve kalbimizi kirletmeden bu dünyadan şerefli biri olarak geçmek. Çünkü biz de geçeceğiz. Tıpkı her şey gibi... Yalnız, Hüvel Bâki olan yüce Allah hariç...

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.