SERHED HABER - Tarih sahnesinde her daim kendini akıllı zanneden insanın en trajik yanılgısının aklı yalnızca strateji kurma, insanları konumlandırma ve güç devşirme aracı olarak görmesi olduğu müşahede edilebilir. Oysa kadim hikmet bize öğretir ki akıl, sadece kuran değil aynı zamanda kendini sorgulayan, kendi kurduğu düzenin ahlaki yükünü taşıyabilen bir idrak hâlidir. Sen ise aklı, hakikatin hizmetkârı olmaktan çıkarıp egonun uşağına çevirmişsin. Oyunu kurduğunu zannederken aslında oyunun ontolojisine teslim olmuş, kendi kurduğun düzenin mahkûmu hâline gelmişsin. Çünkü kurucu olduğunu iddia eden her zihin, bir noktadan sonra kurduğu sistemin esiri olmaya başlar: özne olmaktan ziyade nesne olur.
Şu hayatta bir hamleyle maskeleri düşürdüğünü, hakikati ifşa ettiğini ve sahte olanı bertaraf ettiğini zannedersin. Oysa düşürdüğünü sandığın her maske, senin yüzündeki daha derin bir maskeyi görünür kılar. Zira hakikat, birilerini açığa çıkarmakla değil, kendini açığa koyabilmekle tecelli eder. Sen başkalarını teşhir ettikçe, kendi karanlığını daha da derinleştirirsin. Bu yüzden senin zafer sandığın şeyler, aslında zamana bırakılmış mağlubiyetlerin ilk satırlarıdır.
İnsanları birer özne olarak değil, işlevsel nesneler olarak görmeye başladığın anda, aslında kendi ahlaki insanlığından ilk büyük kopuşu yaşarsın. Senin için insanlar; sadakat, vefa ve anlam taşıyan varlıklar değil; yer değiştirebilen, tüketilebilen ve gerektiğinde gözden çıkarılabilen araçlardır. Bu bakış açısı, seni kısa vadede güçlü gösterse de uzun vadede ontolojik bir çöküşe sürükler. Çünkü insanı araçsallaştıran her zihin, en nihayetinde kendisini de araçsallaştırılmış bir varlığa indirger.
Gücünü nereden aldığını gizlemek, onu daha gizemli ve daha erişilmez kılmak içindir; fakat gücü tattırmak, bağımlılık üretmenin en eski yöntemidir. Sen, etrafındakilere bütünü değil kırıntıyı verirsin; çünkü bilirsin ki bütünü verirsen, hükmün sona erer. Bu yüzden kurduğun düzen, aslında bir iktidar değil bir yoksunluk rejimidir.
Dilini ustaca kullanman, hafızanı keskin tutman seni güçlü kılmaz; seni sadece daha tehlikeli kılar. Çünkü sen dili hakikati inşa etmek için değil, gerçekliği eğip bükmek için kullanırsın. Hafızanı ise ibret almak için değil, hesap görmek için diri tutarsın. Oysa unuttuğun bir şey vardır: Zamanın hafızası, insanın hafızasından daha derindir. Tarih, hiçbir manipülasyonu kalıcı kılmaz; her şeyi asli haline döndürür. Ve o asli hal, çoğu zaman senin inşa ettiğin imajın tam zıddıdır.
Modern çağ, senin gibi tipolojilerin serpilmesi için eşsiz bir zemin hazırladı. Görünürlüğün değerin önüne geçtiği, gürültünün hakikati bastırdığı, hızın derinliği yok ettiği bir çağda, sen kendini kaçınılmaz bir figür zannettin. Oysa sen bu çağın bir ürünü değil, bir semptomusun. Senin varlığın, çağın hastalığını gösterir; sağlığını değil. Ve her hastalık gibi, senin temsil ettiğin yapı da bir gün ya dönüşecek ya da tasfiye edilecektir.
Yakın tarih, senin gibi kendini vazgeçilmez zannedenlerin enkazıyla doludur. Bir zamanlar isimleri korkuyla Afrika , Asya, Balkanlar ve Ortadoğu'da anılan, kararları sorgulanamayan, varlıkları mutlak kabul edilen nice figür, bugün yalnızca ibret vesikası olarak arşivlerden hatırlanıyor. Güç, çoğu zaman sahibine ait değildir; ona emanet edilir. Ve emanetin en acı tarafı şudur: Geri alındığında, geride kalan sadece boşluk değil, aynı zamanda bir yıkıntıdır.
Oysa bir diğer saflığın ise kurduğun düzenin ebedî olduğunu zannetmendir. İnsanları susturduğunu, itaat ettirdiğini ve kontrol altına aldığını düşünürsün. Fakat insan doğası, baskı altında sonsuza kadar susacak bir yapı değildir. Bilakis, en çok bastırıldığı yerde birikir, en çok ezildiği yerde güç toplar. Senin kurduğun sistem, bir gün kendi iç gerilimleriyle çatlayacak ve seni de o çatlağın içine çekecektir.
Ve nihayetinde kaçınılmaz olan gerçekleşecektir: Senin de bir sonun olacak. Ne zekan seni kurtaracak ne de kurduğun oyunlar. Maskelerin birer birer düşecek, seni ayakta tutan ilişkiler çözülecek ve en nihayetinde kendinle baş başa kalacaksın. İşte o an, en büyük hakikatle yüzleşeceksin: Başkalarını harcayarak yükseldiğini zannedenler, aslında en başından beri düşüşün içinde olanlardır. Çünkü hakiki yükseliş, başkalarını ezmeden; hakiki güç, başkalarına rağmen değil, başkalarıyla birlikte var olabilendir. Onun için: Tarihi hakıyla okuyabilenler özne olabilenlerdir...


