Zannın Karanlığında Kaybolan Toplum

Yayınlanma : 05 Ağustos 2026 10:04

SERHED HABER- Son yıllarda bürokratik, akademik ve sosyal hayatın birçok yerinde görünmeyen fakat derinden kemiren bir hastalığı var: insanı fişlemek, etiketlemek, kategorize etmek ve en acısı da hakkında kesin bilgiye sahip olunmadan töhmet altında bırakmak. Bu durum artık istisna değil; neredeyse yeni bir norm hâline gelmiş durumda. İnsanlar birbirini tanımadan tanımlıyor, bilmeden hüküm veriyor, görmeden yargılıyor. Oysa bu, sadece bireyleri değil; toplumun en temel direği olan güven duygusunu içten içe çökerten bir zehir gibidir.

Oysa güven, bir toplumun görünmeyen harcıdır. Ama ne yazık ki bugün o harç, zanla, dedikoduyla ve ideolojik körlükle hergün daha fazla çatlamaktadır. Bir insanın adı bir kez bir söylentiyle yan yana geldiğinde, o isim artık hakikatin değil, algının mahkûmu olur. Bu ise modern zamanların en sinsice işleyen zulmüdür: itibar suikastı. Mahkemesi yoktur, savunması yoktur, delili yoktur; ama hükmü kesindir ve çoğu zaman geri dönüşü de yoktur.

Mesela şuan için akademik dünyada bile fikirler değil, kişiler ve sahip oldukları fikir ve kişisel yaşamları tartışılır hâle gelmiştir. Bir makalenin veya tezin değeri içeriğiyle değil, yazarının kimliğiyle ölçülür olmuştur. Bürokratik yapılarda liyakat yerini kanaate, kanaat ise çoğu zaman önyargıya bırakmıştır. Sosyal hayatta ise insanlar artık birbirine güvenmek yerine birbirinden şüphe etmeyi daha “temkinli” bir davranış olarak görmektedir. Oysa bu temkin değil, çürümenin adıdır.

En tehlikelisi ise bu davranışların körlükle meşrulaştırılmasıdır. İnsanlar, “vatan sevgisi”, “dava şuuru” ya da “ideolojik ve dini hassasiyet” gibi yüksek kavramların arkasına sığınarak başkaları hakkında hüküm vermeyi kendilerine hak görmektedir. Oysa hakikat, hiçbir ideolojinin tekelinde değildir. Ve hiçbir kutsal değer, kul hakkını çiğnemenin bahanesi olamaz. Aksine, en büyük ihanet; kutsal olanı, nefsin karanlık arzularına perde yapmaktır.

Bugün bir başkasına yönelttiğimiz zan, yarın bize dönecek bir gölgedir. Çünkü toplum dediğimiz yapı, karşılıklı güven üzerine kuruludur. Bu güven çöktüğünde geriye sadece korku, yalnızlık ve güvensizlik kalır. İnsanlar birbirine selam vermekten çekinir, bir araya gelmekten ürker, konuşurken dahi kelimelerini tartarak değil; korkarak seçer. Böyle bir toplumda ne ilim gelişir ne adalet yer bulur ne de çalışma barışı ve huzuru kalır.

Bu yüzden ilk yapılması gereken şey gayet basittir ama zordur: Şahidi olmadığımız hiçbir mesele hakkında kesin hüküm vermemek. Bu, sadece bir ahlak ilkesi değil; aynı zamanda bir sorumluluktur. Çünkü bir insan hakkında kurduğumuz her cümle, onun hayatına dokunur. Bazen bir söz, bir ömrü karartmaya yeter. Ve o sözün hesabı, sadece dünyada değil; ahirette de sorulacaktır.

Unutulmamalıdır ki, insanın dili kalbinin tercümanıdır. Kalp temiz değilse, dil de adil konuşmaz. Bu yüzden mesele sadece sözleri düzeltmek değil; kalpleri arındırmaktır. Niyetin saf olmadığı yerde hüküm de sağlıklı olmaz. Ve niyet bozulduğunda, en doğru bilgi bile yanlış bir sonuca hizmet edebilir.

Kur’an, “Zannın çoğundan kaçının” diye emreder; çünkü zan, hakikatin düşmanıdır. Resûlullah (s.a.v.) ise “Zandan sakının; çünkü zan sözlerin en yalanıdır” buyurarak bu tehlikeyi açıkça ortaya koyar. Bugün bize düşen, nefsimizin hoşuna giden yargılardan değil; Rabbimizin koyduğu ölçülerden yana olmaktır. Çünkü adalet, ancak hakikatle mümkündür; hakikat ise ancak zan terk edildiğinde daha görünür olur.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.