SERHED HABER- Bir toplumun modernleşmesini sadece betonlaşmış gökdelenlerle, geniş otoyollarla ya da büyüme rakamlarıyla ölçmek, en büyük yanılgılardan biridir. Asıl devrim, zihinde gerçekleşir. Çünkü köylülük, bir coğrafya meselesi değil; bir düşünme, hissetme ve yaşama biçimidir. Bugün en lüks semtlerde, en modern ofislerde, hatta sosyal medyanın en parlak ekranlarında bile bu zihniyetin izlerini görmek mümkün.
Bu zihniyet, şehre taşınmış ama ruhu kırsalda kalmış bir insanın halidir. Dışarıdan bakıldığında kravat takmış, akıllı telefon kullanmış, “çağdaş” görünüyor olabilir. Ama sorgulama yetisi körelmiş, değişimden içten içe korkan, her şeyi “bana ne kazandırır?” hesabıyla değerlendiren bir zihin yapısıdır bu.
Faydacılığın dar kafesi en belirgin özelliğidir. Doğa, onun için bir güzellik kaynağı değil, sömürülecek bir hammaddedir. Bir ağaç, kesilip para edecekse değerlidir; yoksa “işgal”dir. Sanat “boş iş”tir, felsefe “gevezelik”tir, estetik ise “zenginlerin lüksü”. Bu anlayışın hüküm sürdüğü toplumlarda ruhsuz şehirler, ruhsuz binalar ve birbirinin kopyası insanlar ortaya çıkar. Her yer aynı gri tonlarda, her yaşam aynı dar hesaplar üzerine kuruludur.
Bir diğer handikap, geçmişe körü körüne tapınmaktır. “Biz atalarımızdan böyle gördük” cümlesi, düşüncenin yerini alır. Yenilik düşmanlığı, eleştiriye tahammülsüzlük ve “yenidir diye reddetme” refleksi, bu zihniyetin doğal sonucudur. Oysa tarihteki bütün büyük sıçramalar, alışkanlıkları sorgulayan, konfor alanını yırtan zihinler tarafından yapılmıştır.
Estetik yoksunluğu ise belki de en tehlikeli olanıdır. Şiirle, müzikle, edebiyatla, görsel sanatla beslenmeyen bir toplumda vicdan da zamanla körelir. Çünkü estetik, insanı yalnızca maddi olandan öteye taşır; empatiyi, inceliği, derinliği geliştirir. Estetikten yoksun bir insan, hem kendine hem çevresine karşı daha hoyrat olur. Çöpünü sokağa atan, ağacını kesen, tarihi dokuyu talan eden zihniyetle, sanattan ve düşünceden uzak duran zihniyet aynı madalyonun iki yüzüdür.
Dijital çağ, ironik bir şekilde bu “yeni köylülüğü” daha da yaygınlaştırıyor. Bilgiye erişim hiç bu kadar kolay olmamıştı, ama düşünme hiç bu kadar zorlaşmamıştı. Sosyal medya, insanları araştırmadan inanmaya, sloganlarla hareket etmeye ve farklı fikre tahammülsüz “dijital köylü”lere dönüştürüyor. Artık fiziksel köy değil, algoritma köylerinde yaşıyoruz. Kendi yankı odalarında mutlular, dışarıdakini “öteki” ilan ediyorlar.
Gerçek modernleşme, ne kadar çok AVM açtığımızla, ne kadar yüksek bina diktiğimizle ölçülemez. Gerçek modernleşme, zihinlerdeki taşrayı temizlemektir. Bunun yolu da eğitimden geçer. Eğitim, sadece diploma fabrikası olmamalıdır. Çocuklara ve gençlere düşünmeyi, sorgulamayı, eleştirel bakmayı, güzel olanı takdir etmeyi ve çirkin olanı reddetme cesaretini öğretmelidir.
Ancak o zaman “şehirli” olmak, sadece ikamet adresi olmaktan çıkar. Ancak o zaman bir toplum, gerçekten çağdaşlaşır.
Zihnin taşrasıyla hesaplaşmadıkça, en modern görünümlü şehirlerimizde bile köy zihniyetinin gölgesinde yaşamaya devam edeceğiz. Asıl kalkınma, duvarları değil, zihinleri yükseltmektir.

