SERHED HABER- Ne tam eski dünyanın çocukları olabildik, ne de yeni dünyanın ebeveynleri. Arada kalmış bir kuşak olarak değişimin sancısını en derinden biz hissettik.
Bir dönemin çocuklarıydık biz…
Sokağın tozuyla yoğrulmuş, elinde misketle, cebinde 25 kuruşla mutlu olabilen o çocuklar. Şimdi 30 ila 60 yaş arasındayız ve fark ettik ki, sadece yaş almadık. Bir çağın dönüşüm sancısını da omuzlarımızda taşıyoruz.
Biz, geçişin ortasında doğmuş bir kuşağız. Bir yanımız eski dünyanın saygı, sabır ve kanaatkârlık değerleriyle büyüdü; diğer yanımız modern dünyanın hızına, teknolojisine, bireyselliğine ayak uydurmak zorunda kaldı. Bu iki dünyanın arasında sıkıştık. Ne tam geleneksel kalabildik, ne de modernleşmeyi tam sindirebildik.
Anne babalarımız bizi “itaat”le büyüttü. Sevgiyi göstermeden, korkuyla terbiye etmeyi bildiler. Bizse aynı hatayı yapmamak için çocuklarımıza “özgürlük” verdik. Ama özgürlükle yönsüzlük arasındaki farkı kimse bize anlatmadı. Sonuçta, bir uçtan diğerine savrulduk.
Şimdi çocuklarımız özgür, evet… ama sorumluluktan uzak, doyumsuz ve çoğu zaman hayattan kopuklar. Bir zamanlar biz, anne babamızın bağırmasından korkardık; şimdi çocuklarımızın bağırmasından korkuyoruz. Eskiden “baba eve gelmeden yemeğe oturulmazdı”, şimdi “çocuğun canı isterse sofraya gelir.” Toplumun dengesi değişti, otorite el değiştirdi. Ve biz bu değişimin tam ortasında, dengeyi arayan bir kuşak olduk.
Eskiden aileler “alamıyoruz” derdi, şimdi biz “yetişemiyoruz.” Onlar yokluğun sabrını bilirlerdi, biz bolluğun stresini yaşıyoruz. Çünkü bizim dönemimizde yokluk azaldı ama tatminsizlik arttı. Zamanımız yok, huzurumuz yok, durup nefes alacak bir alanımız yok.
Bir yandan anne babalarımızın sorumluluklarını üstlendik, diğer yandan çocuklarımızın eksiklerini tamamlamaya çalıştık. Onlar için didindik, borçlandık, tükendik. Ama kimse bize bu yükün nasıl taşınacağını öğretmedi. Bizim kuşak, “dayanıklılığı” kendi başına öğrendi.
Toplum ise bu sürede sessizce değişti. Eskiden toplumsal değerler bireyi biçimlendirirdi; şimdi birey, toplumu şekillendiriyor. Disiplin “baskı” diye damgalanıyor, saygı “itaat” sanılıyor. Ebeveynlik artık bir sevgi işi değil, bir rekabet alanı haline geldi. Kimin çocuğu daha başarılı, daha zeki, daha sosyal… Ve bu yarışta herkes kaybediyor. Bizim kuşağın hayatı hep bir çelişkiyle geçti. Çocukken “sus” dendi, büyüyünce “neden susuyorsun” diye soruldu.
Bir dönemin kurallarını ezberledik ama sonraki dönemin kurallarını kimse öğretmedi. Ne tam sustuk, ne tam konuşabildik. Hep arada kaldık. Bugün ülkenin iş yükü bizde, geçim kaygısı bizde, sorumluluk bizde. Yaşlılar geçmişi özlüyor, gençler geleceği bekliyor; ama bugünü ayakta tutan yine biziz. Belki bize “en şanssız nesil” deniyor, ama biz bu toplumun en dirençli, en üretken ve en vicdanlı nesliyiz. Ne sevgiyi hazır bulduk, ne huzuru. Hepsini kendi ellerimizle kurduk.
Ve belki de bu yüzden, en güçlü biz olduk.
Kalın Sağlıkca

