Herkes Haklı, Terazi Eğri

Yayınlanma : 04 Şubat 2026 15:51
Düzenleme : 04 Şubat 2026 15:53

SERHED HABER -Bugün sosyal medyada dolaşırken Şair Can Yücel’in şu dizelerine rastladım:

“Herkes adaletten söz ediyor.

Ama; hepsi haklı olanı değil, kendinden yana olanı adalet sanıyor.

Velhasıl herkes kendince haklıydı ama terazi farklı.”

Bir şiir dizesi bazen kalın kitaplardan daha çok şey anlatır. Bu satırlar da öyle… Sadece bugünü değil, bugüne gelene kadar yürüdüğümüz yolu; hatta yolun kenarında düşürdüklerimizi bile anlatıyor.

Bugün adalet, en çok konuşulan ama en az yaşanan kavramlardan biri. Herkes adaletten söz ediyor; siyasetçi kürsüde, bürokrat makam odasında, vatandaş sosyal medyada… Ancak mesele adalet talep etmek değil, kimin için adalet istediğimizde düğümleniyor.

Çoğu zaman adalet, evrensel bir ilke olmaktan çıkıp kişisel bir savunma mekanizmasına dönüşüyor. Bana dokunduğunda “adalet”, bana değmediğinde “düzen”, bana yaradığında “hak”, başkasına yaradığında “haksızlık” oluyor. Aynı olay, aynı dosya, aynı gerçek… Ama taraflar değişince adaletin tarifi de değişiyor.

Şait Can Yücel’in dizelerindeki en can yakıcı yer tam da burası: “Hepsi haklı olanı değil, kendinden yana olanı adalet sanıyor.”

Toplum olarak belki de en büyük yanılgımız, haklı olmak ile haklı çıkmayı birbirine karıştırmamız. Haklı olmak, gerçeğe dayanır. Haklı çıkmak ise çoğu zaman güce, ilişkilere, kalabalığa veya yüksek sese…

Bugün yüksek sesle konuşan, kalabalığı arkasına alan, sosyal medyada linç başlatan, bazen de makam gücünü kullanan kendini “haklı” ilan edebiliyor. Oysa adalet, bağıranın değil; gerçeğin yanındadır. Ama biz gerçeği değil, işimize gelen sonucu istiyoruz.

Bu yüzden herkes kendince haklı. Çünkü herkes kendi hikâyesinin merkezinde. Kimse kendini terazinin kefesine koymak istemiyor; herkes karşısındakini tartıyor.

Terazi Aynı Değil, Vicdanlar da…

Dizedeki “ama terazi farklı” cümlesi, belki de meselenin özeti. Terazi neden farklı? Çünkü teraziyi tutan el farklı. Çünkü ölçüyü belirleyen vicdan farklı. Çünkü bazı teraziler altınla, bazıları korkuyla, bazıları çıkarla ayarlanmış.

Adaletin terazisi eğildiğinde, en çok zarar gören şey sadece bireyler olmuyor; toplumsal güven de çatırdıyor. İnsanlar artık “haklı mıyım?” diye sormuyor, “kime yakınım?” diye soruyor. Bu da hukuku değil, ilişkileri güçlendiriyor. Doğruyu değil, güçlü olanı koruyor.

En acı olan da şu: Gerçek adaletsizlikler çoğu zaman sessiz yaşanıyor. Haksızlığa uğrayan ama konuşamayan, gücü yetmeyen, sesi duyulmayan insanlar var. Onlar sosyal medyada trend olamıyor, manşet olamıyor, kalabalık toplayamıyor. Ama adaletsizliği en derinden onlar hissediyor.

Biz ise çoğu zaman yüksek sesli adalet taleplerine bakıp “bak herkes adalet istiyor” diyoruz. Oysa asıl mesele, sesi çıkmayanların terazide nerede durduğu.

Belki de artık adaleti başkalarından talep etmeden önce kendimize sormamız gerekiyor:

Ben adalet isterken gerçekten haklı olanı mı savunuyorum, yoksa bana yakın olanı mı?

Aynı olay bana yapılsaydı ne hissederdim?

Tarafım değişseydi düşüncem de değişir miydi?

Bu sorular rahatsız eder. Çünkü insan en zor kendisiyle yüzleşir. Ama adalet de tam burada başlar.

Evet, herkes adaletten söz ediyor.

Evet, herkes kendince haklı.

Ama gerçek adalet, “ben”den çıkıp “hak”ka yaklaşabildiğimiz yerde başlıyor.

Terazi hâlâ ortada duruyor.

Soru şu: Biz onu hangi vicdanla tutuyoruz?

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.