BİR KÜRTLE TOKALAŞMAYAN DİPLOMAT!..

Yayınlanma : 12 Mayıs 2026 09:04
Düzenleme : 12 Mayıs 2026 09:07

Türkiye’nin ilk Erbil Başkonsolosu Aydın Selcen, Irak Kürdistanı’ndaki  “Aziz Nesinlik” anılarıyla, “resmî ideolojinin inkar ve hamasete dayalı Kürt fobisi”ni, çarpıcı örneklerle göz önüne seriyor.

Selcen’in kitabını, gazeteci arkadaşim Mehmet  Poyraz’ın tavsiyesi üzerine alıp okudum.

Selcen, İletişim Yayınları’nda çıkan “Gözden Irak’ta- Hariciyeci Gözüyle Anı- Anlatı” kitabında, Dışişleri’ne girişten 20 yıl sonra istifayla sonuçlanan süreci, akıcı bir dille okura sunuyor.

Vaşington’daki görevinden Mart 2010’da Irak Kürdistan Bölgesi başkenti Erbil’e gidiyor. Kürtlere “insani” yaklaşımı nedeniyle kısa sürede, klasik “Kürtçülük” damgası yemekten de kurtulmuyor.

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kasım 2009’daki Bağdat ziyaretinde , Erbil’de Başkonsolosluk kurulacağını açıklıyor.

Selcen, Başbakan Erdoğan’ın bu cesur adımı, “kurulu düzenin direncini kırarak, hayata geçirdiğini”, üzerine basarak belirtiyor.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu,

Müsteşar Feridun Sinirlioğlu ve daha sonra FETÖ davasında tutuklanan Özel Kalem Müdürü Gürcan Balık’ın bulunduğu  toplantıda, “Kuzey Irak” yerine, yazışmalarda ve temaslarda, “Irak Kürdistan Bölgesi” terimini kullanma izni alıyor.

BARZANİ AYAKTA KARŞILADI

Sıra İKB Başkanı Mesut Barzani’yi ziyarete gelince, haklı olarak “Acaba olumsuz bir tavırla kaşılanabilir miyim?” diye endişeleniyor.

Çünkü o dönem İsrail’de yaşanan sandalye krizi etkisi, hala tazeliğini koruyor.

Ancak, Erbil dışındaki Selahattin’de bulunan Başkanlık Sarayı’na gidince, Kürt misafirperverliği sergileniyor.

Barzani, kendisini milli kıyafetiyle merdiven başında, ayakta ve güleç yüzle kaşılıyor.

Sekiz yıldır Türkiye’yi ziyaret etmeyen Barzani’yi, ilk üç ayında Ankara’ya götürme hedefini de gerçekleştiriyor.

Barzani’nin, o yıl Erbil’deki 29 Ekim kutlamasına da katıldığını anlatan Selcen, şöyle devam ediyor:

“Bölgeye THY seferleri başladı. Bankalarımız şubeler  açtı. Ticaret ateşeliği faaliyete geçti. Diplomasi, esasen işadamları, müteahhitlerin, petrolcülerin açtığı yoldan yürüdü, sonra onların yollarını açar oldu. IKB’de FETÖ okulları, hastanesi 1994’ten beri faalken (o da ayrı bir fasıl olsun), İhsan Doğramacı’nın Erbil kökenli olmasıyla Bilkent Okulu da açıldı. Karşılıklı bakan düzeyinde üst düzey ziyaretler, alışageldiğimiz hal aldı. Türkiye- Irak tarihinde, Erbil’e ilk Başbakan düzeyinde ziyareti de Sayın Erdoğan, 29 Mart 2011’de  gerçekleştirdi. Kent, Türk bayraklarıyla donandı.

“BAŞKONSOLOS BASBAYAĞI KÜRT”

Bana mı ne oldu? Ben önce Kürtçü, sonra Barzanici, nihayet Neçirvancı ilan edildim. Hatta PKK’li bile oldum! Rüşvetçiliğim de kalmadı, din düşmanlığım da! Ankara’ya - sümme haşa (!)- “Başkonsolos basbayağı Kürt, bu nasıl kepazelik?” yollu jurnallendim. Son dönemlerimde, hem Kürt siyasal hareketi hem AKP’ye yakın çevreler, “Fetullahçı olduğumu” dahi yayar oldu.

Beni, karanlıkta onca sene (kim)ler dövdü, bilemedim. Anlayacağınız, dışarıda IKB açılımı ve içerde barış süreci sürerken bile, Kürt meselesi için bürokraside , (Dokunan yanar) kuralı tıkır tıkır işledi.

Neticede, merkeze dönme talimatı alınca, Mayıs 2013 sonunda, Erbil’den döner dönmez istifa ettim. Yirmi yıllık meslek hayatımı bırakıp hariciyeden çıkıp gittim.”

GERGİN ZİYARET

Mesut Barzani’nin, sekiz yıl aradan sonra yapacağı Ankara ve İstanbul ziyareti öncesi, herkesin gergin olduğuna işaret eden Selcen, heyeti getiren uçakla Ankara’ya iniyor.

Barzani’nin, Dr. Fuat Hüseyin gibi, hayatlarının uzun dönemini Avrupa’da geçiren danışmanlar, Türkiye’de aşağılanmaya maruz kalmaktan kaygılanıyorlar. Bunları teskin etme görevi de, haliyle Selcen’e düşüyor.

Barzanilerin hem Türkçe tercümanı hem Türkiye ile ticari ilişkilerini yürüten Dr. Abdüsselam da heyettedir.

Türk tarafı, son anda görüşmelerin Türkçe- Arapça yapılacağını bildirince, ortalık tamamen karışıyor.

Selcen, katı ve fanatik sistemin bu talebini de, heyete hissettirmeden, göğüsleyip engel oluyor!..

Ardından Abdullah Gül ile yapılacak görüşme, Ankara’dan İstanbul’a alınıyor. Böylece ziyaretin gayriresmi bir sohbet hüviyetinde gerçekleşmesi amaçlanıyor!

“BEN KÜRT ELİ SIKMADIM”

Konuklara, çözülmesini istedikleri her sorunu, mutlaka Başbakan Erdoğan’a aktarmalarını isteyen Selcen, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Mesut Barzani’nin, heyetiyle birlikte Ankara’da, olduğunca fazla sayıda üst düzey temas yapmasını da sağlamaya çalıştım. Buradan amacım, ‘aşiret reisi’, ‘terörist’, ‘bir başka Öcalan’ gibi hakir ifadelerle aşağılanan IKB liderine, kendini ilk elden tanıtma fırsatı yaratmaktı. Randevu almak için girişimde bulunduğumda, bakanlık içinden dahi kimilerinin, (Ben, hayatımda bir Kürdün elini sıkmadım, sakın bana getirme) diye olumsuz tepkiler verdiğine tanıklık ettim.

Müsteşar Feridun Sinirlioğlu, bu yaklaşımın önemli istisnasıydı. Sinirlioğlu, daha Cumhurbaşkanı Demirel’in danışmanlığını yaptığı dönemden, Barzani’yle karşılıklı güven ve saygıya dayalı, sağlıklı bir ilişki kurmuştu.

Oysa dışa açık, açık görüşlü olması beklenen ortalama hariciyeci zihniyeti, beklenmedik düzeyde hışırdı. Öyle ki, Hırant Dink öldürüldüğünde, (İyi ki Bülent Ersoy öldürülmedi, bunların hepsi, ‘Hepimiz  ibneyiz’ diye yürürlerdi!) yollu, düzeysiz şakalar yapanlar dahi olmuştu.”

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüşmek üzere, nihayet İstanbul’a geçiyorlar.

Gül, Tarabya’daki yazlık ikametgah Huber Köşkü’nde, konuğunu kabul edecekti.

Bunun, görüşme alabildiğine gayrıresmi olsun diye ve özellikle pazar gününe denk getirildiğine işaret eden Selcen, yeni sürprizleri şöyle anlatıyor:

“Tam otelden hareket etmek üzereydik, bu defa bana Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Hüseyin Avni Karslıoğlu telefon etti. Sert bir tonda konuşarak, ‘Avanesi gelmesin’ dedi. ‘Beyefendi (avanesi) dediğiniz, konuk heyette oğlu ve istihbarat teşkilatı başkanı Mesrur Barzani ile başdanışmanı Dr. Fuat Hüseyin var’ diyecek oldum. ‘Ben bilmem, senin işin, söylersin yalnız gelecek’ dedi.

“GÖRÜŞMEDE KÜRTÇE YASAK!”

Utana sıkıla talebi aktardım. Neredeyse Mesut Barzani, beni teselli etti. Türkiye ile ilişkilerin yeniden yola girmesine verdiği öneme vurgu yaptı.

Derken yine telefonum çaldı. Bu defa görüşmenin Kürtçe- Türkçe değil Arapça yapılacağı bildirildi. Artık bu talebe, konuğa iletmeden kendim res’en karşı çıktım.

Ancak sürprizler bununla kalmayacaktı. Otelden Huber Köşkü’ne doğru çıktıktan sonra, yine telefonum çaldı. Yine Karslıoğlu, gayriresmi mahiyette olduğu için, görüşmenin kravatsız gerçekleşeceğini hatılatıyordu. Telefonu kapatıp yeni talebi, harfiyen yanımda oturan Barzani’ye aktardım. Mesut Barzani, bana döndü, ‘Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, benim karşıma istediği şekilde tabiatıyla çıkabilir. Bu bütünüyle kendi seçimidir. Ama ben, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın karşısına kravatsız çıkmam’ dedi. Bu yanıtı da, harfiyen Karslıoğlu’na aktardım. Canının sıkıldığı belliydi.

Belki asıl soru şu da olmalıydı: Bu Hüseyin Avni Karslıoğlu, Erşad Hürmüzlü gibiler, Cumhurbaşkanı Gül’ün etrafında neden, nasıl yuvalanmışlardı?

Yahut Gürcan Balık, Ahmet Demirok, Ahmet Tuta, Osman Sert gibiler, Bakan Davutoğlu’nun?”

ÇEVİRİ KOMEDİSİ!..

Sonunda Huber Köşkü’ne varıyorlar

Cumhurbaşkanı Gül ile Barzani, bahçede başbaşa görüşüyor. Ancak görüşmede, çeviri komedisi yaşanıyor.

Türk tarafı ısrarla “Kuzey Irak” derken, karşı tarafın Türkçe- Kürtçe  tercümanı bunu “Kürdistan” diye çeviriyor!

Aynı biçimde, Kürt tarafının “Kürdistan” sözünü de, Kürtçe-Türkçe tercümanı, “Kuzey Irak” diye kendince düzeltiyor!

Kulağın duyduğu ama aklın almadığı, almak istemediği bir çıkmaz!

Barzani, İstanbul’daki boş vaktini değerlendirmeyi de, ev sahibine bırakıyor.

Topkapı Sarayı ve Dolmabahçe Sarayı’nı geziyor. O dönem Topkapı Sarayı Müdürü olan Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın “kitabi”Farsçasına ve bilgisine de hayran oluyor.

29 EKİM, İLK SAYFALARDA

Selcen, Erbil’deki ilk 29 Ekim resepsiyonu izlenimini de, şöyle noktalıyor:

“Resepsiyonu tek seçenek olan Sami Abdurrahman Kültür Merkezi’nde verdik. Sonra, (Ev sahibi Irak Kürdistan Bölgesi’nin bayrağı asılacak mı, bölgenin marşı ‘Ey Regip’ çalınacak mı, içki ikramı olacak mı?) gibi sorular başladı!..

Hepsi de oldu.

Bayraklar yan yana asıldı. Ey Regip, İstiklal  Marşı’nın ardından çalındı. İçki servisi de yapıldı!

Dünya da dönmeye devam etti!..

Bile isteye, o zamanlar henüz iki yaşında olan kızım Alaz’ı, sevmesi için kucağıma alıp Mesut Barzani’yle fotoğraf çektirdim. Bu fotoğraf, ertesi günkü Türkiye gazetelerinin ilk sayfalarında yer aldı. Hiçbir dış temsilcilikteki 29 Ekim kutlaması haber bile olmazken biz, birinci sayfalara konu olduk

Resepsiyonlarda hem yerim hem içki içerim. O gün ağzımdan bir lokma geçmedi. Tek damla da içmedim. Gece yorgun argın eve döndüğümde, midemde gerginlikten ülserin bir ağrı vardı. Bir viski koydum, kendi kendime bahçede oturdum. Sonra ağlamaya başladım!..”

Kısaca özetlersek çıkan sonuç şöyle:

Türkiye’nin asırlık Kürt sorunu, ancak betonlaşmış inkar ve hamasete dayalı bürokrasi zihniyeti aşılırsa çözülür!..

2019’da yayınlandı

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.