Ekonomi ile Ahlak Arasındaki Kırılmaz Bağ

Yayınlanma : 28 Ekim 2025 09:37
Düzenleme : 28 Ekim 2025 09:39

SERHED HABER- Hayatın bu kadar pahalı olduğu bir dönemde yaşıyoruz ki, artık insanlar geçim derdini düşünmekten nefes alamaz hâle geldi. Alım gücü düştükçe sadece mutfaklar değil, toplumun vicdanı da boşalıyor. Çünkü geçim korkusu yaşayan toplumlarda insanları kötüye iten bir baskı oluşur. Nitekim bugün, kalite diye bildiğimiz üretim anlayışı yerini hileye, sahtekârlığa ve kirli kazanca bırakmaya başladı.

 

Toplumun en sağlam yapısı halktır. Bir piramit düşünün; tabanı halk, en tepesinde ise yönetim vardır. Eğer temel sağlam değilse, üstte ne kadar parlak projeler yapılırsa yapılsın hiçbir anlamı olmaz. Kanunlar, siyaset, ticaret, eğitim, güvenlik ve sağlık gibi tüm kurumlar aslında halkın omuzlarında durur. Çünkü bu kurumları işletenler yine halkın ta kendisidir.

 

İnsan doğası gereği önce yaşamayı düşünür. Aç kalan birine kanunla, ceza ile yol gösteremezsiniz. Ekonomik olarak ezilen toplumlar, zamanla ahlakını da kaybeder. Çünkü yoksullaşan insan önce ayakta kalmaya çalışır; bu da bazen onu suça iter. İşte bu yüzden alınan her siyasi ve ekonomik karar, toplumun ahlaki yapısını da etkiler.

 

Tarih bize bunu defalarca gösterdi. Sovyetler Birliği gibi sözde eşitlikçi sistemler çöktü; çünkü insanların yaşama hakkı ve emeği baskı altında bırakıldı. Öte yandan insanların temel ihtiyaçlarının karşılandığı, adaletin olduğu toplumlarda gönüllü dayanışmanın ve paylaşmanın arttığı da bilinen bir gerçektir. İbn Haldun’un da söylediği gibi, vergi yükü arttıkça toplum çöker; ama halk rahat ettikçe devlet güçlenir.

 

Bugün yaşadıklarımızın sebebi sadece esnaf mı? Elbette hayır. Bir bakıyorsunuz, baklavaya fıstık yerine boya katılıyor, kıymaya yağ ve katkı basılıyor, ucuz olsun diye makarnaya küflü ekmek öğütülüyor, kasap diye satılan yerde helal olmayan ürünler rızık diye insanlara yediriliyor. Esnaf ürününe üç kat, beş kat zam yapmış; denetim deseniz göstermelik. Rüşvet, torpil, adam kayırma kol geziyor. Böyle bir tabloda suçlu sadece küçük bir kesim olamaz. Bu, ya işlemeyen bir hukukun ya yetersiz bir iktidarın ya da görevini yapmayan bir muhalefetin sonucudur. Daha kötüsü, bu işin içinde organize kötülük de olabilir. İşte bu da tam anlamıyla zulümdür.

 

Ekonomi bozuldukça ahlak da çürüyor. Paylaşım, iyilik, vicdan, utanma duygusu kayboluyor. Yerini faizciler, tefeciler, karaborsacılar, mafyalaşmış çıkar grupları alıyor. Böyle bir toplumda ne zengin huzur içinde yaşayabiliyor, ne de fakir ayakta kalabiliyor. Çünkü yarınının güvencesi olmayan insan mutsuz olur. Mutsuz insan yuvasını, yuvası da toplumu mutsuz eder.

 

Sonuç olarak şunu söylemek gerekir:

 

Ekonomi sadece para meselesi değildir; aynı zamanda ahlak meselesidir.

 

Paranın değer kaybettiği yerde ahlak da zayıflar. Devlet ve siyaset bu gerçeği görmezden gelemez. Kanunlar uygulanmalı; ama önce adalet ve güven tesis edilmelidir. Çünkü mutlu ve güvenen insanlar vatanına sahip çıkar, çalışır, üretir ve yaşadığı topluma değer katar.

 

Toplum dağılırsa geriye ne din kalır, ne kültür ne de gelecek umudu. Bu yüzden akıl ve erdem sahibi herkes sorumluluk almalıdır. Çünkü ahlakın çözülmeye başladığı yer, devletin çöküş çizgisidir.

 

Kalın Sağlıcakla...

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.