SERHED HABER - Kış, takvim yaprağında bir mevsim değişikliğidir. Ancak bu değişiklik sokakta bambaşka bir anlam taşır. Kışın gelişi, çoğu insan için kabanların gardıroptan çıkması, akşamların uzaması, çayın daha çok demlenmesi demektir. Oysa bazıları için kış; günün hangi saatinde değil, hangi duvarın dibinde üşüneceğinin hesabıdır. Yoksulluk, kış mevsiminde kendini daha çıplak, daha sert ve daha görünür kılar.Çünkü kış, masrafları artırır. Odun, kömür, soba, doğalgaz, elektrik; hepsi birer kalem değil, birer eşik haline gelir. “Bu ay ısınsak mı, yoksa mutfak alışverişini mi tamamlasak?” sorusu, yoksulluğun gündelik muhasebesidir. Isı ile karın doyurmak arasında seçim yapmak, insanı sadece fiziksel olarak değil, onuruyla da sınar. Üstelik bu sınav, tek seferlik değildir; her ay yeniden kurulur, her fatura zarfında yeniden başlar. Kış, yoksulluğu büyütmez; yoksulluğu görünür kılar. Isınma ihtiyacı ertelenemez, çocukların ayakkabısı “bir ay daha idare etsin” denemez, mutfaktaki eksik “bahara kadar geçer” diye kapanmaz.
Bu görünürlüğün en çıplak kanıtı TÜİK’in kendi göstergelerinde duruyor. “Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri, 2024” bülteninde göreli yoksulluk oranı %13,6 olarak veriliyor. Aynı bültende medyan gelirin farklı oranlarına göre yoksulluk eşiği alındığında tablo daha da çarpıcı: medyan gelirin %60’ına göre yoksulluk oranı %21,2; %40’a göre %6,9; %70’e göre %28,9. Bu, “hangi eşiği esas aldığınız”ın teknik bir ayrıntı olmadığını; yoksulluğun, ölçüm penceresi genişledikçe toplumda ne kadar yaygınlaştığını gösteriyor.
Kış başlığını asıl somutlayan ise “yoksunluk” kalemleri. TÜİK verilerinin basına yansıyan özetinde, hanelerin %15,1’i ısınma ihtiyacını, %26,8’i beklenmedik harcamayı, %39,3’ü iki günde bir et/tavuk/balık içeren yemek masrafını karşılayamadığını; %57,5’inin evden uzakta bir haftalık tatil masrafını çıkaramadığını; %59,6’sının eskimiş mobilyayı yenileyemediğini beyan ettiği aktarılıyor. Kışın soğuğu işte burada istatistiğe dönüşüyor: Isı, yalnızca bir konfor değil; erişilemeyen bir ihtiyaç haline geliyor.
Bu ihtiyaçların karşılanamaması, tekil “kötü şans” hikâyeleriyle açıklanamaz. Çünkü aynı dönemde gelir dağılımı verileri, yoksulluğun neden “kışın daha yakıcı” olduğunu anlatıyor. TÜİK’in “Gelir Dağılımı İstatistikleri, 2024” bülteni; gelir eşitsizliği göstergesi Gini katsayısının 0,413 olduğunu kaydediyor.Euronews’un TÜİK verilerine dayalı haberine göre en yüksek gelirli %20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay %48,1; sosyal transferler hariç tutulduğunda eşitsizliği işaret eden Gini değeri 0,476’ya çıkıyor.Yani bir yandan “ısınma masrafını karşılayamayan” bir kesim varken, öte yandan gelirin neredeyse yarısının tepe dilimde toplanması, kışın faturasını toplumsal olarak neden eşit ödeyemediğimizi açıklıyor.
Kış mevsimi geçer. Ama eğer hane, “ısıtma mı, gıda mı” ikilemine sıkışmışsa; mevsimler yalnızca dekor değiştirir. Asıl soru, her yıl aynı dönemde yeniden soruluyor: Bu ülkede kış, kimin için mevsim; kimin için kriz? TÜİK’in rakamları, yanıtı duygudan çıkarıp gerçeğin çıplak diline çeviriyor: Kışın soğuğu meteorolojik; yoksulluğun soğuğu ise iktisadi ve yapısaldır.
Belki de kışın en öğretici tarafı budur. Isınmanın bir lüks, yoksulluğun bir kader olmadığını hatırlatır. Eğer kış mevsimini “zor” yapan sadece hava değilse, çözüm de sadece battaniye dağıtmakla gelmez. Isıyı eve, umudu hayata, adaleti sisteme taşımak gerekir.
Kış kapıda değil; kış zaten burada. Mesele, kimin kapısını çaldığı.

