Toplumun Aynasında Bir Kırılma: Dayanışmanın Değişen Yüzü

Yayınlanma : 16 Nisan 2026 14:28
Düzenleme : 16 Nisan 2026 14:29

SERHED HABER - İki gündür okullarda yaşanan şiddet olayları nasıl açıklanır diye düşünüyorum. Bu soruya verilecek yanıt, meselenin yalnızca tek tek faillerle ya da anlık öfke patlamalarıyla açıklanamayacağını gösteriyor. Çünkü bu olaylar, sadece bireysel davranış bozukluklarıyla açıklanmayacak kadar hassas ve derin bir toplumsal kırılmanın işaretlerini taşıyor. Özellikle dün Kahramanmaraş’ta öğrencilere yönelik gerçekleşen saldırı, yalnızca bireysel bir şiddet olayı olarak değerlendirilmemeli, toplumun geçirdiği dönüşümün çarpıcı bir yansıması olarak ele alınmalıdır. Bu tür olaylar, bize sadece “ne oldu?” sorusunu değil, “neden bu noktaya geldik?” sorusunu da sordurur.

Sosyolojinin kurucu isimlerinden Émile Durkheim, toplumları anlamak için “mekanik” ve “organik” dayanışma kavramlarını ortaya koymuştur. Mekanik dayanışmanın hâkim olduğu toplumlarda insanlar birbirine benzer; ortak değerler, güçlü bir kolektif bilinç ve yüksek bir aidiyet duygusu vardır. Bu tür toplumlarda birey, kendisini bütünün bir parçası olarak görür ve başkasına zarar vermek, aslında topluma zarar vermek anlamına gelir.

Ancak modernleşmeyle birlikte toplumlar organik dayanışmaya doğru evrilmiştir. Bu yapıda insanlar farklılaşır; iş bölümü artar, bireysellik ön plana çıkar. Herkes kendi rolüyle topluma katkı sunar. Fakat bu farklılaşma, beraberinde bir risk de taşır: ortak değerlerin zayıflaması ve bireyler arasındaki bağın gevşemesi gibi.

Dün yaşanan saldırıyı bu çerçevede düşündüğümüzde, karşımıza şu tablo çıkıyor: Artık aynı değerler etrafında birleşmekte zorlanan, empati kurma becerisi zayıflayan ve bireysel tepkilerin kontrolsüzleştiği bir toplumsal yapı. Bu durum, Durkheim’ın “anomi” olarak adlandırdığı normsuzluk haline işaret eder. Kuralların ve değerlerin net olmadığı ya da etkisini yitirdiği bir ortamda, bireyler neyin doğru neyin yanlış olduğunu belirlemekte zorlanır.

Anomi, toplumu bir arada tutan ortak değerlerin, sınırların ve karşılıklı sorumluluk duygusunun aşınması anlamına gelir. Başka bir deyişle birey, hangi davranışın meşru, hangisinin kabul edilemez, hangi tepkinin ölçülü olduğunu belirlemekte giderek daha fazla zorlanır. Böyle bir normsuzluk ortamında öfke daha kolay meşrulaşır, şiddet gündelikleşir, toplumsal güven zayıflar ve insanlar birbirini ortak bir kamusal hayatın parçası olarak görmek yerine, tehdit ya da rakip olarak görmeye başlar. Bunun topluma en büyük zararı, dayanışma kültürünü aşındırması, empatiyi azaltması, kurumlara olan güveni sarsması ve toplumsal çözülmeyi hızlandırmasıdır. Sonuçta anomi, sadece bireysel davranışlarda kontrol kaybı yaratmaz. Toplumda korkunun, kutuplaşmanın, yalnızlaşmanın ve toplumsal ilişkilerde kalıcı bir güvensizlik ikliminin yerleşmesine de zemin hazırlar.

Okulda öğrencilere ve öğretmenlere yönelik yapılan saldırı, sadece güvenlik meselesi olarak görülmemelidir.  Toplumun en savunmasız kesimlerinden birine yönelen bir kırılmadır Durkheim’ın deyişiyle “anomi”dir. Bu kırılma, aslında hepimizin ortak değerlerindeki aşınmanın bir sonucu olarak ele alınmalıdır.

Peki çözüm nerede? Çözüm, yeniden güçlü bir toplumsal bağ kurabilmekte yatıyor. Ancak bu noktada özellikle gençlere ve öğrencilere yönelik somut adımlar atılmalıdır.

Öncelikle, okullarda sadece akademik başarıya odaklanılmamalı değer eğitimi öncelik haline getirilmelidir. Empati kurma, öfke kontrolü ve birlikte yaşama kültürü sistemli şekilde öğretilmelidir. Öğrencilerin kendilerini ifade edebilecekleri sosyal alanlar artırılmalı, spor ve sanat faaliyetleri yaygınlaştırılmalı, öğretmene duyulan saygı yeniden güçlendirilerek okul iklimi daha güvenli, kapsayıcı ve destekleyici hâle getirilmelidir. Çünkü enerjisini doğru kanallara yönlendiremeyen gençler, çoğu zaman yanlış davranışlara yönelebilmekte bu durum öğretmene ve bireylere duyulan saygının zayıflamasına da yol açabilmektedir.

Ayrıca okullarda rehberlik ve psikolojik destek mekanizmaları güçlendirilmelidir. Şiddete eğilimli davranışlar çoğu zaman görmezden gelinen küçük sinyallerle başlar. Bu sinyaller erken fark edilirse, büyük sorunların önüne geçilebilir.

Ailelere de önemli bir sorumluluk düşmektedir. Çocuklara sadece başarı baskısı değil, insan olmanın değerleri öğretilmelidir. Çünkü saygı, sabır ve sorumluluk gibi kavramlar evde başlar, okulda pekişir.

Son olarak, gençlerin kendilerini toplumun bir parçası olarak hissetmeleri sağlanmalıdır. Aidiyet duygusu güçlü olan birey, zarar vermek yerine katkı sunmayı seçer.

Çünkü unutulmamalıdır ki, bir toplumun geleceği gençleridir. Eğer gençler doğru yönlendirilmezse, sadece bireysel değil toplumsal bir kayıp yaşanır. Dün Maraş’ta yaşanan olay, bize sadece bir sorunu değil, çözüm üretme zorunluluğunu da hatırlatmaktadır.