Makamlar Geçer, İzler Kalır…

Yayınlanma : 04 Eylül 2026 10:10

SERHED HABER- İnsanlık tarihi boyunca en çok arzulanan şeylerden biri güç olmuştur. Güç ise çoğu zaman makamla, mevkiiyle, unvanla ve oturulan koltukla ölçülmüştür.

Oysa tarih boyunca bir insanın değeri, oturduğu makamın yüksekliğiyle değil; o makamdan kalktığında geride bıraktıklarıyla ölçülmüştür.

Hayatımızın önemli bir bölümü bir yerlere gelebilmek için mücadele etmekle geçiyor. Daha iyi bir görev, daha yüksek bir makam, daha geniş bir yetki… İnsan bazen hedeflerine ulaşabilmek için yıllarını veriyor. Ne yazık ki bazıları bu yarışta hakkı, hukuku ve adaleti de geride bırakabiliyor.

Peki, asıl mesele bir koltuğa oturmak mı, yoksa o koltuğa nasıl oturduğumuz mudur?

Koltuk sahiplerinin başını önüne koyup bu soruyu kendilerine sormaları gerekmez mi?

Eskiden bir makamı hak etmeyenler kolayca fark edilirdi. Günümüzde ise gerçekten o görevi hakkıyla yapabilecek insanları bulmak bazen çok daha zor hale geldi. Çünkü çoğu yerde liyakatten önce ilişkiler, çalışmaktan önce yakınlıklar ve başarıdan önce kişisel hesaplar konuşuluyor.

Bir makama ulaşmak isteyen insanın önünde iki yol vardır.

Birincisi; başkalarının önünü keserek, engeller oluşturarak ve her yolu kendisi için mubah görerek yükselmeye çalışanların yoludur.

İkincisi ise emek vererek, sabrederek ve hakkıyla mücadele ederek ilerleyenlerin yoludur.

Ne yazık ki ilk yolu seçenler bazen daha hızlı yükseliyor. Basamakları tek tek çıkmak yerine kendilerine özel kapılar açılıyor. Ancak unutulmamalıdır ki hızlı yükselenlerin düşüşü de çoğu zaman aynı hızla olur.

Çevremizde görüyoruz kimi insanlar makam sahibi olduklarında değişir.

Dün birlikte yürüdüklerini görmezden gelir, geldikleri yeri unutur, kendilerini herkesin üzerinde görmeye başlarlar. Bilgileri yetersiz olduğunda seslerini yükseltir, ikna edemediklerinde baskı kurmaya çalışırlar.

Oysa makam bağırmayı değil, dinlemeyi gerektirir.

Yetki insanlara hükmetmek için değil, insanlara hizmet etmek için verilmelidir.

Bir koltuğa oturunca büyüdüğünü sanan o kadar çok var ki etrafımızda. Aslında büyüyen kendileri değildir; sadece oturdukları makamdır. O makam ellerinden alındığında ise geriye gerçek kişilikleri kalır.

İşte o zaman insanın kim olduğu daha iyi anlaşılır.

Bir de makamı gerçekten taşıyan insanlar vardır.

Onlar koltuğa sahip olduklarını düşünmezler. Kendilerini o görevin geçici emanetçisi olarak görürler. Bugün orada olduklarını, yarın başka birinin oturacağını bilirler.

Bu nedenle makamlarına değil, sorumluluklarına önem verirler.

Kimsenin inancıyla, diliyle, düşüncesiyle ya da yaşam tarzıyla uğraşmazlar. İnsanları kim olduklarına göre değil, insan oldukları için değerlendirirler.

Sorunları büyütmezler, çözüm ararlar. Bağırmazlar, dinlerler.

Kendilerine biat edecek insanlar aramazlar.

Kendilerinden daha güçlü birinin gölgesine sığınma ihtiyacı duymazlar.

Çünkü onların gücü arkalarında duranlardan değil, vicdanlarından gelir.

En önemlisi de makamlarını terk ettiklerinde geride güzel bir isim bırakırlar.

Bazı insanlar yıllarca çok önemli koltuklarda oturur ancak görevleri sona erdiğinde kimse onları hatırlamaz. İndikleri koltukla birlikte yok olup giderler.

Kimileri ise kısa süreliğine görev yapar ama bıraktıkları iz yıllarca silinmez.

Çünkü insanları yaşatan makamları değil, gönüllerde bıraktıkları izlerdir. Bıraktıkları eserlerdir.

Tarih bunun örnekleriyle doludur.

Kimi insanlar dünyanın bütün nimetleri önlerine serilse bile inandıkları değerlerden vazgeçmemiştir. Makamı, serveti ve gücü değil; hakikati tercih etmişlerdir.

Bugün ise çoğu zaman tam tersini görüyoruz.

Birçok insan memlekete hizmet etmek için değil, makam sahibi olmak için mücadele ediyor.

Mesele hizmet olmaktan çıkıyor, koltuğu koruma meselesine dönüşüyor.

Oysa makamlar geçicidir.

Bugün başında olduğunuz kurum, yarın başka birinin yönetimine geçebilir.

Bugün size saygıyla yaklaşanların bazıları yarın sizi hatırlamayabilir.

Bugün büyük görünen unvanlar, zaman içerisinde sıradan bir hatıraya dönüşebilir.

Bu nedenle insanın en büyük yatırımı makamına değil, karakterine olmalıdır.

Zira koltuk bir gün mutlaka boşalır.Masa değişir, unvanlar silinir, isimler unutulur.

Ancak adaletle davranan, kimseye haksızlık etmeyen, vicdanını makam uğruna satmayan insanların bıraktığı iz kolay kolay kaybolmaz.

Makam insanı yüceltmez. Makam, insanın içindeki gerçek kişiliği ortaya çıkarır.

Kimin kibirli, kimin mütevazı olduğunu…

Kimin adil, kimin çıkarcı olduğunu…

Kimin hizmet için, kimin sadece güç için orada bulunduğunu gösterir.

Belki de bu yüzden insanın en büyük sınavlarından biri makam sahibi olmaktır.

Günün sonunda hepimiz bu dünyadan bir gün ayrılacağız.

Ne oturduğumuz koltuk bizimle gelecek, ne unvanlarımız, ne makamlarımız, ne de sahip olduğumuzu düşündüğümüz güç.

Geriye sadece yaptıklarımız kalacak.

Bu yüzden koltuğu kirletmemeye, makamı kişisel hesapların aracı haline getirmemeye ve gücümüzü insanları ezmek için kullanmamaya dikkat etmeliyiz.

Unutmayalım;

İnsan makamıyla değil, makamdayken gösterdiği karakterle hatırlanır.

Ve belki de en büyük makam, insanların gönlünde kendine yer bulabilmektir.

Ve son sözümüz de bu olsun; Eli temiz kalanlara, makam uğruna vicdanını kaybetmeyenlere, gücü eline geçtiğinde değişmeyenlere ve her şartta insan kalabilenlere selam olsun…

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.