SERHED HABER - İnsan, çağlar boyunca kendini gizlemenin en zarif yollarını keşfetti; bugün ise bu sanat zirveye ulaşmış durumda. Artık çirkinlikler doğrudan sergilenmiyor, aksine itinayla şifrelenip paketleniyor. Süs, yalnızca estetik bir tercih olmaktan çıkıp ahlaki bir kamuflaja dönüştü. Görünen ile olan arasındaki uçurum, belki de tarihin hiçbir döneminde bu kadar karmaşık ve derin olmamıştı. İnsan, hakikati düzeltmek yerine algıyı ve imajı güzelleştirmeyi tercih ediyor.
Bir bakarsın zarafet abidesi gibi giyinip takınmış bir beden… fakat dilinde zehir, kalbinde kibir taşır. Makyaj kat kat sürülmüş, aksesuarlar takılmış ama ruh yıllardır temizlenmemiştir. Göz alıcı bir görünümün ardında, kırıp döken, yalan ve sahte bir karakter saklanır. İnsan, aynaya bakarken yüzünü düzeltir ama nefsine bakarken nedense sinsice körleşir. Çünkü süs, vicdanın susturulması için en etkili araçlardan biridir, artık.
Eğitimli olmak da artık bir maske haline gelmiştir. Diplomalar duvarları süsler, fakat insanlık raflarda tozlanır. Akademik unvanlar, hikmetin değil çoğu zaman kibirin, dedikodunun ve iletli bir kuyu kazmanın taşıyıcısı olur. Bilgi artar ama marifet ile edep azalır; kitaplar çoğalır ama hakikat ve fehm daralır. Okumuşluk, ilahi hakikati ve insanı anlatmak yerine başkalarını küçümsemenin ve iftira atmanın bahanesi haline gelir. Ne garip ki cehalet artık bilgisizlikte değil, bilgiyi yanlış yerde kullanmaktadır. Akademialar iftiranın merkezine dönmeye başlamış ve merkezinde de unvanperest şahsiyetler: kulağına fısıldanan her üfürüğe iman eder, onu hakikat diye dolaşıma sokar ve sonra aynı zehri “bilimsel veri” diye yeni neslin zihnine şırınga ederler.
Bürokratik makamlar ve unvanlar ise modern çağın putları gibidir. Koltuk büyüdükçe maalesef insan küçülüyor; yetki arttıkça merhamet azalıyor. İnsanlar hizmet etmek için çıktıkları yolda etik olmayan kurallar ile hükmetmeye başlarlar. Makamın verdiği sarsıcı güç, karakterin açığını kapatamaz; bilakis onu daha görünür hale getirmektedir. Fakat bu görünürlük, çoğu zaman alkışlarla, afiş ve resimler ile örtülüyor.
Siyaset sahnesi ise bu süslü çirkinliklerin en görkemli tiyatrosudur. Sözler cilalı, vaatler ihtişamlıdır; fakat arka planda hesaplar kirli, niyetler bulanıktır. İnsanlar hakikati savunduğunu iddia ederken aslında kendi çıkarlarının bekçiliğini yapar. Dün söylediklerini bugün inkâr edenler, bugün söylediklerini yarın unutacak kadar hafızasızdır. Ama yine de en büyük alkışı alırlar; çünkü sahne ışıkları gerçeği değil, gösteriyi sever.
Dostluklar bile artık birer dekor unsuruna dönüşmüştür. Samimiyet, fotoğraflarda vardır; gerçek hayatta ise ruhsuzlaştıran menfaat hesapları yapılır. “Kardeşim, Abim, Büyüğüm” diye hitap edenler, ilk fırsatta sırt çevirir. İnsan, en çok güvendiği yerden yaralanır çünkü en iyi saklanan çirkinlikler, en yakın maskelerin ardındadır. Sadakat, nadir bulunan bir meziyet haline gelirken, vefasızlık çağın sıradanlaştırdığı acı ve soğuk bir mezedir.
Ticari başarı ve zenginlik de başka bir süs katmanıdır. Paranın parıltısı, karakterin karanlığını örtmeye yetiyor sanılır. Gösteriş büyüdükçe iç boşalır; servet arttıkça şükür azalır. İnsanlar kazandıklarını değil, kaybettiklerini fark etmez: merhameti, kanaati, huzuru… Oysa en büyük iflas, kalbin iflasıdır ve bu iflasın bilançosu çoğu zaman ölümden sonra çıkar.
Mesleki popülerlik ve şöhret ise modern insanın en tehlikeli illüzyonudur. Tanınmak, değerli olmak zannedilir. Alkışlar, seminerler, röportajlar, videolar vb arttıkça insan kendini haklı ve genel geçer doğru sanır. Oysa kalabalıkların sevgisi, hakikatin ölçüsü değildir. Bugün göklere çıkarılanlar, yarın yerin dibine sokulur. Çünkü bu çağın en büyük hastalığı, hakikatin değil algının yönetilmesidir.
Peki bütün bu süslerin ardındaki çirkinlikleri neden tekrar tekrar görür, neden aynı hayal kırıklıklarını yaşarız? Çünkü bu bir imtihandır. Aziz Kur’an’ın defalarca vurguladığı üzere insan, görünenle aldanmamak, hakikati aramak ve kalbini arındırmak için sınanır. Dünya, bir süs ve oyundan ibarettir; asıl olan kalplerin temizliğidir. Allah, insanın dışını değil içini ölçer. Bu yüzden her karşılaştığın sahte parıltı, sana hakikatin değerini öğretmek için vardır. İmtihan, süsü değil özü seçebilme kudretidir; kurtuluş ise maskeleri değil hakikati görebilen gözlere sahip olmaktır.

