SERHED HABER - Hayaller olmasa insan ne kadar dayanırdı hayata, hiç düşündünüz mü? Sabahın erken saatlerinde aynı yola düşerken, aynı yüzleri görürken, aynı cümleleri kurarken insanı diri tutan şey sadece nefes almak değildir. Asıl mesele, o nefesin içinde saklı olan “bir gün” ihtimalidir. İşte o “bir gün”, çoğu zaman bir hayalin başka bir adıdır. İnsan çalışır, sever, bekler, sabreder; ama aslında bütün bunları bir hayalin gölgesinde yapar. Çünkü hayal, görünmeyen bir istikbalin en sade ama en güçlü taslağıdır.
İnsan çoğu zaman hayalleri küçümser, “gerçekçi ol” der kendine ya da başkalarına. Sanki gerçek dediğimiz şey, hayallerden bağımsız bir alanmış gibi davranır. Oysa en katı gerçeklerin bile bir zamanlar birilerinin hayali olduğunu unutmak, insanın kendi hafızasına ihanetidir. Bugün “imkânsız” dediğimiz pek çok şey, dün bir hayalperestin sabrıyla yoğrulmuştu. Ama ne gariptir ki, biz hâlâ hayal kuranı değil, hayalini erken terk edeni akıllı sayma eğilimindeyiz.
Hayal, insanın iç dünyasında kurduğu bir kaçış değil, aslında bir inşa alanıdır. Orada insan kendini yeniden kurar, eksiklerini tamamlar, yaralarını sarar. Bazen bir çocukluk hayali, yıllar sonra bir yetişkinin en büyük sığınağı olur. Bazen de küçücük bir umut, koca bir ömrün yıkılmasını engeller. Çünkü hayal, yalnızca geleceğe dair bir beklenti değil; aynı zamanda bugünü taşınabilir kılan bir anlamdır. Onsuz hayat, sadece tekrardan ibaret bir döngüye dönüşür. Belki de bu yüzden en büyük hayalciler tarihçiler ve hukukçulardır; zira şahit olmadıkları zamanları, mekanları ve olayları, zihnin derinliğinde yeniden kurar, hayalin ince işçiliğiyle yeni bir kurguyu inşa ederler.
Aile dediğiniz şey bile çoğu zaman ortak hayallerin üzerine kuruludur. Bir ev hayali, bir huzur hayali, birlikte yaşlanma hayali… Eğer o hayaller yavaş yavaş sönmeye başlarsa, geriye sadece aynı çatı altında süren bir alışkanlık kalır. İşte o zaman insanlar aynı evde yabancılaşır. Çünkü hayal bittiğinde, bağ da zayıflar. Demek ki insanı birbirine bağlayan şey sadece sevgi değil; o sevginin geleceğe uzanan hayalidir.
Sevgi demişken… En büyük hayal kırıklıkları da yine en büyük hayallerden doğmaz mı? İnsan en çok, gerçekleşmesini en çok istediği şeylerde kırılır. Ama bu, hayal kurmanın hatalı olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, insanın kırılabilmesi bile onun hâlâ hayal kurabildiğini gösterir. Düşünsenize, hiçbir şey hayal etmeyen bir insan neye üzülür ki? O yüzden bazı kırgınlıklar, insanın içindeki canlılığın sessiz bir kanıtıdır.
Allah’ın insana verdiği en ince lütuflardan biri de belki tam olarak budur: Hayal kurabilme vasfıdır. Çünkü bu vasıfı, insanı sadece yaşadığı âna mahkûm etmez. Ona, henüz olmamış olanı düşünme, tasavvur etme ve hatta bir anlamda yaşama imkânı verir. Bu yönüyle hayal, gerçek ile gayb arasında kurulan zarif bir köprüdür. İnsan o köprüde yürürken hem kendini tanır hem de sınırlarını fark eder. Bir bakıma hayal, insanın kendi hakikatine ulaşma çabasıdır.
Ama burada ince bir çizgi vardır. Hayal, insanı diri tutar; fakat hayalin içinde kaybolmak insanı hayattan koparır. İşte modern insanın en büyük açmazlarından biri de budur. Ya hayalsiz bir gerçekçiliğe sığınıp ruhunu kurutur ya da gerçeklikten tamamen kopup hayallerin sisinde yönünü kaybeder. Oysa mesele, ikisini dengede tutabilmektir. Hayal, ayağı yerden kesmemeli; ama yere de zincirlememelidir.
Sonuçta insan denen varlık, ne tamamen gerçeklerden ibarettir ne de sadece hayallerden. O, ikisinin arasında gidip gelen bir garip yolcudur. Ve belki de asıl mesele, bu yolculukta hayallerini kaybetmeden gerçeğe yürüyebilmektir. Çünkü hayaller, insanın içindeki en sessiz ama en güçlü direniştir. Onlar varsa, insan hâlâ ayaktadır. Onlar varsa, hayat hâlâ yaşanmaya değerdir. Ve en önemlisi, onlar varsa insan henüz tükenmemiştir.

