SERHED HABER- Sen İnsansın! Ne ideolojik bir slogan, ne romantik bir temenni… Bir hatırlatma. Bir silkiniş. Bir vicdan alarmı. Çünkü insan, çoğu zaman insan olduğunu unutandır. Ve unutmak, bu çağın en yaygın hastalığıdır.
“Sen insansın” demek, birine hakaret değil; tam tersine, onu asli makamına çağırmaktır. İnsan olmak biyolojik bir veri değil, ahlaki bir imtihandır. Bir sitem gibi algılansa da aslında bir şefkattir. Söz, kulağa değil, göğüs kafesine çarpar. Çünkü insan, en çok kendi içinden düşer. En büyük sürgün, insanın kendi vicdanından kovulmasıdır.
Hayat dediğimiz şey, uzun bir ömür değil; kısa bir fırsattır. Empati, bu fırsatın en yüksek ahlakıdır. Karşındakinin acısını kendi kalbinde tartabilmek… Onun yarasını, kendi uykusuzluğunda hissedebilmek… İşte insan olmak biraz da budur. Bugün herkes konuşuyor; ama kimse dinlemiyor. Herkes yargılıyor; ama kimse anlamaya yanaşmıyor. Gürültü çoğaldıkça incelik azalıyor. Oysa insan, sesini yükselttiğinde değil; kalbini incelttiğinde büyür.
Nezaket, bu çağın kayıp hazinesidir. Kabalık cesaret sanılıyor. Hoyratlık, sahicilik diye pazarlanıyor. Halbuki incelik zayıflık değil; ruh terbiyesidir. Birine bağırmamak, onu aşağılamamak, onun onurunu kendi onurun bilmek… Bunlar modern dünyanın “gereksiz hassasiyet” diye küçümsediği ama aslında insanlığın son siperleridir. “Sen insansın” demek, karşındakinin haysiyetine dokunmadan konuşabilmektir.
Ölüm, insanı eşitleyen en büyük hakikattir. Hepimiz aynı toprağa döneceğiz; ama aynı kalple gitmeyeceğiz. Ömür, banka hesabıyla değil; bıraktığın salih amel izleri ile ölçülür. Kaç kişiyi incittin, kaç kalbi onardın? Kaç insanı küçülttün, kaçını büyüttün? Ölüm geldiğinde ünvanlar susar, kalp konuşur. İnsan olmanın manevi değeri, işte o hesap anında ortaya çıkar.
Ahir zamanın en büyük trajedisi, değerlerin metalaşmasıdır. Vicdan, trend değildir. Merhamet, viral olmaz. İyilik, algoritma sevmez. Ama insan, algoritmadan büyük bir varlıktır. Onu sadece rakamlara, kimliklere, kamplara indirgersen; geriye insan değil, etiket kalır. İnsan, taraf olmadan önce insandır. Görüşünden önce vicdanı vardır.
İnsan kalabilmenin birkaç niteliği vardır: adalet, kendine yontmamaktır. Merhamet, güçlüyken affedebilmektir. Sadakat, çıkar bitince bitmemektir. Tevazu, bildiğiyle böbürlenmemektir. Ve en önemlisi: Kendini sürekli sorgulayabilmektir. Çünkü insan, hatasız değil; hatasını fark edebilen varlıktır. “Sen insansın” demek, “yanlış yapabilirsin ama zalim olma” demektir.
Bugün hepimiz yorgunuz. Ama yorgunluğumuzun sebebi tempo değil; anlam kaybıdır. İnsan, anlamla yaşar. Anlamı kaybettiğinde hızlanır; hızlandıkça savrulur. Belki de yeniden yavaşlamalıyız. Bir çocuğun gözünde utanabilmeli, bir yaşlının duasında yer aramalıyız. İnsan olmak, kimse görmezken de doğru kalabilmektir. Alkış için değil, hakikat için yaşamak… İşte asıl direniş budur.
Ve son söz, insanlığın en büyük örneği, merhameti hayatın merkezine koyan Hz. Muhammed (s.a.v.)dir. O, taşlandığında beddua değil; hidayet diledi. Güç eline geçtiğinde intikam değil; affı seçti. İnsan olmanın zirvesi, güçlü iken yumuşak kalabilmektir. “Sen insansın” cümlesi, aslında o büyük çağrının bugüne düşen yankısıdır: İncitme. Küçültme. Unutma. Çünkü insan, insan kaldığı sürece değerlidir.

