Diploma Var, İş Yok

Yayınlanma : 01 Ağustos 2026 12:38

SERHED HABER - Üniversite tercihlerinin başladığı bu günlerde, yüz binlerce genç hayatının geleceğini belirleyecek bölümleri seçmeye hazırlanıyor. Tercih ekranında görünen her bölüm, gençlere yeni bir hayatın kapısını aralayacakmış gibi sunuluyor. Üniversite eğitiminin sonunda iyi bir meslek, düzenli bir gelir ve güvenceli bir gelecek bekleniyor. Ancak Türkiye’de üniversite mezunu olmak, artık iş sahibi olmak anlamına gelmiyor.

Ülkemizde gençlerin önemli bir bölümü üniversiteyi kamuda çalışabilmenin yolu olarak görüyor. Birçok genç bölümünü seçerken akademik ilgisinden önce mezuniyet sonrasında atanma ihtimalini düşünüyor. Öğretmenlikten sağlığa, sosyal bilimlerden mühendisliğe kadar pek çok alanda öğrencilerin temel hedefi kamu personeli olmak. Bunun en önemli nedeni kamuda düzenli ücret, iş güvencesi, belirli çalışma saatleri ve sosyal hakların bulunmasıdır.

Özel sektör ise üniversite mezunlarının beklentilerini büyük ölçüde karşılayamıyor. Dört yıllık fakülte bitiren, yabancı dil öğrenen, staj yapan ve çeşitli sertifikalar alan gençlere çoğu zaman asgari ücret düzeyinde maaş teklif ediliyor. Bazı işverenler deneyim, yabancı dil, bilgisayar bilgisi ve uzun çalışma saatlerine uyum beklerken sundukları ücret temel yaşam giderlerini karşılamaya dahi yetmiyor. Üniversite mezunu genç, yıllarca eğitim almasına rağmen herhangi bir eğitim şartı aranmayan işlerle aynı ücret düzeyinde çalışmak zorunda kalıyor.

Bu durum gençleri kamu kadrolarına yöneltiyor. Mezuniyetin ardından başlayan KPSS hazırlığı yıllarca sürebiliyor. Gençler üniversiteyi bitirdikten sonra tekrar dershanelere gidiyor, sınavlara hazırlanıyor ve sınırlı sayıdaki kadro için yüz binlerce kişiyle yarışıyor. Atama yapılmadığında ise yeni sınav dönemini bekliyor. Böylece üniversitede geçirilen dört yılın ardından birkaç yıl da kamuya atanma umuduyla geçiyor.

Her yıl üniversitelerden yüz binlerce genç mezun oluyor. Buna karşılık kamuya alınan personel sayısı mezun sayısının çok gerisinde kalıyor. Bazı bölümlerde mezun sayıları sürekli artarken istihdam alanları aynı ölçüde genişlemiyor. Gençler diplomalarını aldıktan sonra kendi alanlarında çalışabilecekleri bir iş bulamıyor. Bir kısmı geçici işlere yöneliyor. Bir kısmı ailelerinin desteğiyle yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Bir kısmı ise iş aramaktan vazgeçiyor.

Üniversite tercihinde yalnızca taban puanlara, üniversitenin bulunduğu şehre veya bölümün toplumdaki itibarına bakmak ne yazık ki artık yeterli değildir. Bölümün mezun sayısı, kamuya yapılan atamalar, özel sektördeki ücret düzeyi, çalışma koşulları ve gelecekteki istihdam potansiyeli ayrıntılı biçimde araştırılmalıdır. Bir bölümü kazanmak, o bölümün mesleğini yapabilmek için yeterli olmayabilir. Bazı bölümlerde yıllarca eğitim alan gençler, mezuniyet sonrasında kendi meslekleriyle ilgisi bulunmayan işlere başvurmak zorunda kalmaktadır.

Gençlere sürekli olarak “Sevdiğiniz bölümü okuyun” tavsiyesi veriliyor. İlgi ve yetenek önemli olmakla birlikte iş gücü piyasasının gerçekleri de göz önünde bulundurulmalıdır. Bir gencin sevdiği alanda eğitim alması değerlidir. Ancak mezuniyet sonrasında geçimini sağlayabileceği bir iş bulamaması ciddi bir toplumsal sorundur. Gençlerin hayalleri ile ülkenin istihdam politikaları arasında güçlü bir bağ kurulmalıdır.

Üniversitelerin sayısının artması tek başına başarı olarak görülmemelidir. Mezunlara uygun iş alanları oluşturulmadığında üniversiteler işsizliği birkaç yıl erteleyen kurumlara dönüşmektedir. Genç, lise sonrasında doğrudan işsiz kalmak yerine dört yıllık eğitimin ardından diplomalı işsiz hâline gelmektedir. Eğitim düzeyi yükselirken işsizliğin sürmesi, hem gençler hem de ülke açısından büyük bir kaynak kaybıdır.

Bugün üniversite mezunu birçok genç kendi hayatını kuramıyor. Ailesinden ekonomik destek almaya devam ediyor, evlilik planlarını erteliyor ve gelecek kaygısıyla yaşıyor. Özel sektörün sunduğu düşük ücretler barınma, ulaşım ve beslenme giderlerini karşılamaya yetmiyor. Kamuda kadro bulamayan gençler ise uzun süreli bir belirsizliğin içine sürükleniyor.

Bu tablo karşısında bütün sorumluluğu gençlere yüklemek doğru olmaz. Gençlerden sürekli olarak kendilerini geliştirmeleri, yabancı dil öğrenmeleri, deneyim kazanmaları ve yeni beceriler edinmeleri isteniyor. Buna karşın iş gücü piyasası, edinilen bu niteliklerin karşılığını vermiyor. Üniversite mezunundan yüksek performans beklenirken asgari ücret teklif edilmesi, eğitim ile ücret arasındaki ilişkiyi zayıflatıyor.

Üniversite tercihi yapacak gençler, mezun olduklarında kamuya atanamayabileceklerini ve özel sektörde asgari ücret düzeyinde çalışmak zorunda kalabileceklerini bilerek karar vermelidir. Bu gerçek, gençleri eğitimden uzaklaştırmak için söylenmemelidir. Amaç daha bilinçli tercihler yapılmasını sağlamaktır. Bölüm kontenjanlarının ülkenin istihdam ihtiyacına göre belirlenmesi, özel sektörde nitelikli emeğin karşılığının verilmesi ve gençlere güvenceli çalışma alanlarının oluşturulması gerekir.

Gençler yalnızca diploma almak istemiyor. Eğitimlerinin karşılığını alabilecekleri, emeklerinin değer gördüğü ve geleceklerini kurabilecekleri işler istiyor. Gençlere üniversite kapılarını açmak yeterli değildir. Mezuniyet sonrasında çalışma hayatının kapılarını da açmak gerekir. Aksi hâlde bugün umutla yapılan üniversite tercihleri, birkaç yıl sonra kamu sınavı kuyruklarına, düşük ücretli işlere ve diplomalı işsizliğe dönüşecektir.