Geri Dön

Yayınlanma : 03 Aralık 2025 09:24
Düzenleme : 03 Aralık 2025 09:32

SERHED HABER- Hayatın insana en acımasız hediyesi, geri dönemeyeceğini bile bile geçmişi bu kadar özletebilmesidir. İnsan bazen bir eşyanın tozunu alırken, bazen bir sokak lambasının altında durup sigarasından bir nefes çekerken, bazen de hiç tanımadığı çocukların koşuşturmasını izlerken birden “geri dön” diye fısıldar kendi kendine. Dönmek, mümkün olmayan o ana ve yere… Yani, çocukluğa, gençliğe, zamana, kendine. Ama ne hikmetse en çok geri dönmek istediğimiz yıllar, en hızlı kaçıp gidenlerdir.

İnsan 40'ından sonra anlıyor: Yıllar aslında yaşanırken değil, bittikten sonra anlam kazanıyor. Çocukken sıradan gelen o yaz akşamları, tarladan eve dönerken çantaya saklanmış o birkaç badem ve kayısı, mahalle aralarında yankılanan o kahkaha… Meğer ne büyük servetmiş. Şimdi cebin para dolsa, kalbin o kahkahanın sıcaklığını bulamıyor. Zaman, insanı zenginleştiriyormuş ama sandığın yerden değil; cüzdandan değil, hasretten.

Gençlik ise ayrı bir aldatmaca… O yaşlarda insan kendini dünyanın sahibi sanıyor; koşarsan yetişirsin, istersen olur, döversen yiğitsin, beklersen kapı açılır. Şimdi bakıyorum da gençlik bir özgüven değilmiş, tam tersine farkında olmadan giydiğimiz bir yanılsama paltoymuş. O palto yıllar geçtikçe inceldi, rüzgâr aldı götürdü. Geri dönmek istiyoruz çünkü o paltonun ceplerinde hevesler, hayaller, bir de kırılmamış gururlar vardı.

Bazen ironik bir tebessümle düşünüyorum: İnsan gençken hep “ileriye” bakar, yaşlanınca dönüp arkasına ya da yere bakar. Meğer yaşlandığımız yaşlardan değil, baktığımız yönlerden belli olurmuş. Şimdi sokakta yürürken duyduğum her eski şarkı, gördüğüm her solmuş fotoğraf, boğazımda düğümlenen her kelime aynı şeyi söylüyor: “Geri dön.” Ama nasıl dönülür? Zamanın tek yönlü bir caddede aktığını insan geç anlıyor. Üstelik bu cadde dönüşleri yasak olan tek yol.

Hiciv mi istiyorsun hayata karşı? Buyur: Gençken zaman bize yavaş davranıyor diye şikâyet ederdik, şimdi hız sınırı tabelası bile göremeden sollayıp geçiyor. Eskiden her şeyin bir vakti vardı; şimdi vakitler var da biz yokuz. Eskiden sabahları kaldıran umutmuş, şimdi telefon alarmı bile kalkmıyor bazen bizimle. Yaş aldıkça insanın omuzları değil, kabulleri çöker önce. Yıllar seni terbiye edermiş; bazen tokat gibi, bazen ninni gibi.

Ama en çok da insanın içini şu yakıyor: Geri dönmek istediğin şeylere dönebilecek olsan bile, o eski sen yoksun orada. O yüzden geri dönüşün bile eksik kalır. Çocukluğa gitsen o kahkaha sende başka çınlar, gençliğe gitsen hevesin yarım kalır. Çünkü zaman sadece bizden gitmiyor, bizden götürüyor. İnsan büyürken kendini kaybettiğini en sonunda fark ediyor. Meğer büyüdükçe değil, kaybettikçe yaşlanıyormuşuz.

Sonunda anlıyorsun: Hayat, insanın kendine yazdığı en uzun mektupmuş. Ve o mektubun bazı sayfaları dönüşsüz. “Geri dön” diye yazsan da, imkânsız. Ama yine de bir teselli var: İnsan dönemez belki ama döndüğü her hatırada biraz soluklanır. Çocukluk bir nefes olur, gençlik bir gölge, geçen yıllar bir sızı. Ve biz, geri dönemediğimiz o yolun kenarında oturup hatıralarımızla konuşmayı öğreniriz. Çünkü bazen geri dönmek değil, geriye bakıp içtenlikle gülümseyebilmek de bir zaferdir.

Eğer bu satırlara kadar geldiyseniz, şimdi birkaç dakikanızı ayırın ve Gipsy Kings’in o dokunaklı sesiyle söylediği "No Volveré" parçasını  açın; yazının ruhu, ancak o müziğin ezgisiyle biraz yerine oturmuş olacak.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.