SERHED HABER- Son zamanlarda sosyal medyada aşiret düğünleri üzerinden dönen görüntüleri hepimiz görüyoruz. Lüks otomobiller, uzun konvoylar, havaya saçılan paralar, boyunları dolduran altınlar ve kendisini olduğundan çok daha büyük göstermeye çalışan bir gösteri dünyası…
Sosyal medyada “Vanlı Kara Haydar” gibi karakterler üzerinden yürüyen tartışmalar da bu nedenle dikkat çekici.
Üstelik bütün bunlar “ Kürt Düğünleri”, “Doğu kültürü”, “Aşiret Geleneği” gibi ifadelerle servis ediliyor.
Aslında benim itirazım tam da burada başlıyor.
Çünkü birkaç kişinin yaptığı gösterişi, koskoca bir halkın, bir bölgenin kültürüymüş, bir gibi anlatmak doğru değildir.
Kürt Kültürü, Bölge Kültürü veya Doğu kültürü adına her ne derseniz deyin bu bu kadim halkın kültürü değildir olamaz da.
Diyarbakır’ın, Mardin’in, Batman’ın Van’ın, Muş’un, Hakkari’nin, Erzurum’un, Bitlis’in, Ağrı’nın, Bingöl’ün ve bu coğrafyanın köklü ailelerinin geçmişinde elbette aşiretler, aile bağları ve gelenekler vardır. Lakin bu geleneklerin özünde bugün sosyal medyada gördüğümüz şatafat yarışından çok daha farklı değerler bulunur.
Kültürümüzde mertlik vardır, misafirperverlik vardır, dayanışma vardır, verilen sözün arkasında durmak vardır ve en önemlisi, insanın emeğine ve onuruna saygı vardır.
Bugüne baktığımızda ise sanki bütün bunların yerine başka bir anlayış konulmaya çalışılıyor. Kim daha pahalı araç kullanıyor, kim daha fazla para saçıyor, kimin düğününde daha çok altın takılıyor, kimin düğünü daha kalabalık, kimin düğününde araç konvoyu fazla ve kim daha fazla dikkat çekiyor?
Bir düğünün değeri artık neredeyse harcanan parayla ölçülüyor. Oysa eskiden düğüne giden insanlar insanların mutluluğunu paylaşmak için giderdi şimdiler de ise servet yarıştırmak için gidiyor.
Bu kadim coğrafyada milyonlarca insan sabahın erken saatlerinde tarlasına gidiyor, hayvanının peşinden koşuyor, dükkânını açıyor, atölyede, okulda, hastanede ekmeğinin peşinden koşuyor.
Kimse onları sosyal medyada milyonluk araçlarla göstermiyor. Kimse onların alın terini havaya saçmıyor. Fakat bu insanların emeği gerçek. İşte meselinin özü de tam da burada.
Bir avuç insanın gösterişli yaşamını sürekli ön plana çıkarıp bunu “Doğu insanının yaşam biçimi” veya Kürtlere ait bir kültürmüş gibi göstermek, alın teriyle yaşayan milyonlarca insana haksızlıktır.
Çünkü bizim insanımızın tamamı ne lüks içinde yaşıyor ne de düğünlerde para saçıyor. Tam tersine, çok büyük bir kesim aş, ekmek geçim derdinde.
Çocuğunun eğitim masrafını düşünen, evinin kirasını hesaplayan, tarlasından ne kadar ürün alacağını bekleyen insanlar var. Onların hayatı sessizdir. Ama değerlidir.
Burada başka bir noktaya da değinmek gerekiyor.
Aile bağları, akrabalık ilişkileri ve gelenekler toplumun bir parçasıdır. Lakin bu aidiyetler, insanın bütün kimliğinin önüne geçtiğinde sorun başlar.
Bir insanın kim olduğundan önce “kimlerden olduğu” soruluyorsa…
Haklı olup olmadığına bakmadan, “bizim aşiretten mi?”, “bizim taraftan mı?”, “pısmam mı?”,” “dotmam mı?” diye değerlendiriliyorsa…
Kişini başarısı emeğiyle değil, mensup olduğu aşireti veya mensup olduğu siyasi düşüncesiyle açıklanıyorsa…
Burada artık kültürden değil, ayrıştırıcı bir anlayıştan söz etmek gerekir.
İnsan doğduğu aileyi, seçemez. Hangi aşirete, hangi sülaleye veya hangi çevreye mensup olacağını da seçmez.
Fakat nasıl bir insan olacağını seçebilir.
Bu yüzden insanları soyuyla, ailesiyle veya mensubiyetiyle değil; karakteri, emeği, bilgisi ve vicdanıyla değerlendirmek zorundayız.
Aşiretçilik düşüncesinin en tehlikeli tarafı da burada ortaya çıkar. “Bizden olsun, ne olursa olsun” anlayışı toplumda yaygınlaştığında liyakat yara alır. İşin ehli olan değil, tanıdığı olan öne çıkar. Hak eden değil, güçlü olan kazanır. Hukukun yerine ilişkiler, adaletin yerine tarafgirlik geçmeye başlar.
Böyle bir düzenin sonu da toplumsal güvenin zedelenmesidir. O nedenle mesele sadece bir düğünde takılan altın değildir. Mesele, çocuklarımıza, gençlerimize nasıl bir hayatı örnek gösterdiğimizdir.
Çocuklarımıza başarının çalışmak, üretmek, okumak ve iyi insan olmakla geldiğini mi anlatacağız?
Yoksa güçlü görünmenin, pahalı araçlara binmenin ve sosyal medyada dikkat çekmenin başarı olduğunu mu?
Bence asıl tartışmamız gereken budur.
Elbette herkes parasını istediği gibi harcayabilir. Kimsenin özel hayatına karışmak gibi bir derdimiz yok. Fakat kişisel bir yaşam biçimini alıp bütün bir bölgenin kültürüymüş gibi sunmaya da itiraz ederim.
Çünkü bölgenin insanı birkaç sosyal medya görüntüsünden ibaret değildir. Bu coğrafyanın gerçek zenginliği; sofraya gelen misafire yer açan insanındadır. Komşusunun derdiyle dertlenen insanındadır. Zor günde birbirinin yanında duran insanındadır. Tarlasında çalışan çiftçisindedir.Dükkânında ekmek mücadelesi veren esnafındadır.Çocuğunu okutmak için yıllarca çalışan anne-babasındadır. Bunlar belki sosyal medyada milyonlarca izlenmez. Fakat bu toplumun gerçek değerleri bunlardır.
Artık gösterişi kültür diye alkışlamak yerine, kültürümüzün gerçekten ne olduğunu konuşmanın zamanı geldi. Çünkü bir toplumun itibarı, düğününde kaç kilo altın takıldığıyla ölçülmez. Bir insanın değeri de kullandığı otomobilin fiyatıyla belirlenmez. Aşiret, aile veya soy kimseye üstünlük belgesi vermez. İnsanın asıl kimliği, yaptığı işte ve bıraktığı izdedir. Bizim ihtiyacımız olan şey daha fazla gösteriş değil; daha fazla adalet, daha fazla liyakat, daha fazla emek ve daha fazla insanlık.
Gerçekten köklü bir kültüre sahip olduğumuzu düşünüyorsak, onu sosyal medyanın birkaç dakikalık şovuna teslim etmeyelim.
Çünkü kültür, gösterilmek için değil; yaşatılmak içindir.


