Omzundaki Küfeyi Taşıyan İnsan: Ayıbın Sessiz Hamallığı

Yayınlanma : 25 Şubat 2026 14:34
Düzenleme : 26 Şubat 2026 09:36

SERHED HABER -  “Herkes kendi ayıbının hamalıdır.” Ne kadar zarif, ne kadar kibar bir cümle! Kimseyi incitmiyor gibi görünür ama aslında omzumuza görünmez bir küfe yerleştiriyor. O küfede ne var? İtiraf edilmemiş kusurlar, süslenmiş yalanlar, kariyer cilası sürülmüş korkular… Modern insanın en büyük trajedisi, başkasının yükünü taşıdığını zannetmesidir; oysa kendi ayıbının hamallığını profesyonelce yapmaktadır. Üstelik bu işi gönüllü yapar; hatta bazen CV’sine eklemek ister.

Siyasette bu hamallık bir sanat dalına dönüşmüştür. Siyasetçi halka hizmet ettiğini söylerken aslında kendi ayıbının reklamını yapar. “Şeffaflık” dediğinde sis makinesi çalışır. “Milli irade” dediğinde perde arkasında matematik yapılır. N. Machiavelli mezarından kalksa, “Ben bu kadarını yazmamıştım,” derdi muhtemelen. Çünkü modern siyaset, ayıbı inkâr etmekle yetinmez; onu sloganlaştırır. Hamal sırtındaki yükü taşıdıkça boyu kısalır ama kürsüden bakınca kendini dev aynasında görür.

Sanat dünyasında durum daha trajikomiktir. Bir ressam tuvale ruhunu koyduğunu söyler; oysa çoğu zaman piyasanın trendini boyar. Bir yazar hakikatin izini sürdüğünü iddia eder; ama yayınevi takvimine uymayan hakikati erteler. İnsan hakikate değil, çoğu zaman teselliye ihtiyaç duyar. Modern sanatçı ise teselliyi sponsorluk dosyasına dönüştürür. Ayıbını estetikle çerçeveler; eleştiri gelince “anlaşılmadım” der. Oysa anlaşılmayan şey çoğu zaman hakikat değil, niyettir.

Bürokraside hamallık daha ağırdır; çünkü ayıp dosyalanır, zimmete geçirilmez ama sistematikleşir. Evrak masada bekler, imza dolaşır, sorumluluk havada asılı kalır. Herkes görev tanımını gösterir; kimse vicdan tanımını açmaz. Modern bürokratın trajedisi şudur: Hata yapmaz, sadece geciktirir. Gecikme ise kimseye ait değildir. Böylece ayıp kolektifleşir; ama hamal yine bireydir. Küfesini taşırken yüzüne resmî bir ciddiyet yerleştirir.

Akademide işler daha inceliktir; burada ayıp dipnotla saklanır. Hakikat arayışı yerini atıf sayısına bırakır. Bir makale yazılır; başlık iddialı, sonuç mütevazı, yöntem karmaşık… İçerik? O biraz ertelenmiştir. Bilgi üretmek yerine görünürlük üretilir. Etki faktörü vicdanın önüne geçer. Bilimsel cesaret, fon başvuru takvimine yenilir. Hamallık burada entelektüeldir: Taşınan yük cehalet değil, cesaretsizliktir.

Dini hayatta ise ayıp en ağır küfedir; çünkü kutsalın gölgesinde taşınır. İbadet gösteriye, ahlak kimliğe, niyet slogana dönüşür. İmam Gazâlî, insanın en büyük körlüğünün kendi kusurunu görememesi olduğunu söyler ve nefsin hilelerine karşı uyanık olmayı öğütler. Bugün ise nefsin hilesi daha sofistike; dindarlık bile performansa dönüşebiliyor. İbn Haldun ise asabiyetin ve dünyevî çıkarın, en yüce idealleri bile nasıl araçsallaştırabileceğini anlatır. Onun satırlarını okurken insan ister istemez şunu sorar: Biz inancı mı taşıyoruz, yoksa inanç üzerinden kendi ayıbımızı mı taşıyoruz?

Kalabalıklar içinde ayıp görünmez olur; çünkü herkes birbirinin yükünü normalleştirir. Oysa hakikat bireyseldir, yüzleştiricidir ve çoğu zaman rahatsız edicidir. İnsanın kendini kandırma kabiliyeti, başkasını kandırma kabiliyetinden daha yüksektir. Modern insan, eleştiriyi sevmez; ama eleştirmen olmayı çok sever. Kendi küfesini sırtında taşırken başkasının küfesini tartmaya bayılır.

Sonuçta modernitenin savurucu rüzgârı kent insanını hızlandırdı; ama hafifletmedi. Herkes koşuyor, herkes konuşuyor, herkes haklı… Fakat kimse küfesini indirmiyor. Belki de kurtuluş, ayıbı taşımakta değil, onu itiraf etmektedir. Çünkü itiraf, yükü hafifletir; inkâr ise omzu çökertir. Ve unutmayalım: İnsan başkasının kusurunu teşhir ederek büyümez; kendi ayıbıyla yüzleşerek derinleşir. Küfeyi bırakmak cesaret ister; ama insanı insan yapan da biraz o cesarettir.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.