SERHED HABER- Çevrimiçi seminerler bitti. Öğretmenler, 7 Eylül 2026 tarihinde 2026-2027 eğitim-öğretim sezonu hazırlıkları için okullarında görev başı yapmaya ve bir hafta sonra öğrencileriyle buluşmaya hazırlanırken, eğitim camiası "öğretmene önlük giyme zorunluluğu" tartışmasıyla derin bir ayrışma yaşıyor. Sosyolojik perspektiften bakıldığında, yeni sezon başlarken karşı karşıya kaldığımız bu durumun aslında Türkiye’deki eğitim sisteminin, ideolojik hegemonyaların okul kıyafetlerine yüklediği kültürel kodların pedagojik bir yansıması olduğunu görmek mümkündür. Pek çoğumuzun çocukluk albümlerinde solgun birer vesikalık gibi duran o siyah önlükler, hafızalardaki tazeliğini hâlâ korur. O dönem için siyah önlük sadece bir okul kıyafeti değil; arkasındaki "ordu-millet" idealinin, tornadan çıkmış tek tip insan yaratma arzusunun ve dönemin o soğuk, disiplinli ve karamsar atmosferinin bir simgesiydi. Zaman geçtikçe ve toplumsal değişim gerçekleştikçe matem sembolü olan siyahın o ağır kasveti yerini mavinin gökyüzü ferahlığına bıraktı. Daha sonraki yıllarda ise her okulun kendi kimliğini yansıtan armalı üniformalar hayatımıza girdi. Sonunda bireysel özgürlüklerin bir göstergesi olarak "kıyafet serbestisi" dönemine geçildi. Ancak bugün; o siyah, mavi, armalı okul kıyafetleri ile eğitim hayatına başlayıp öğretmen olan meslektaşlarımızı, geçmişin ideolojik kalıplarını çağrıştıran yeni ve çok daha hararetli bir önlük krizi bekliyor. Bereket versin ki bu sefer rengi farklı, siyah ya da mavi değil, beyaz. Camiayı ikiye bölen bu zorunluluk, yeni eğitim yılının ders zili çalmadan önce pedagojik özgürlükler ve kurumsal dayatmalar ekseninde büyük bir tartışmayla başlamasına neden oluyor.
Millî Eğitim Bakanlığı’nın öğretmene önlük giyme zorunluluğu getirmesi eğitim camiasını ikiye bölmüş durumda. Tartışmanın bir tarafında, kıyafet serbestliğinin sağladığı demokratik alanı savunanlar ve 'Kılık kıyafet yönetmeliğine uymasını sağlayamadıkları öğretmenleri önlükle örtmek mi istiyorlar?' sorusunu soranlar var. Diğer tarafta ise tanınan özgürlüğü mesleki saygınlıkla bağdaşmayan bir lakaytlığa dönüştüren, okul iklimini zedeleyen giyim tarzlarını alışkanlık edinenlere karşı tepki gösterip bu uygulamanın gerekli olduğunu savunanlar yer alıyor.
Peki, bu noktada sormak gerekmez mi: Bir öğretmenin neyi giyip neyi giyemeyeceğini kim belirler? Öğretmenin yaşam tarzının, giyiminin, hayat felsefesinin ve saygınlığının sınırlarını belirleme hakkı kimin uhdesindedir?
Elbette ki yeni nesilleri yetiştirmekle mükellef olan öğretmenin birtakım sorumlulukları vardır. Unutulmamalıdır ki öğretmen de uzman ve entelektüel bir bireydir. Öğretmenin gardırobuna karışmak doğru değildir. Ancak madalyonun diğer yüzünde, hayatını bu mesleğe adamış her öğretmenin ruhunda taşıdığı sorumluluk duygusu da yaşamaktadır. Öğretmenlik, ders başlayınca sınıfa girilen, bitince de çıkılan teknik bir memuriyet değildir. Öğretmen; her platformda duruşuyla, iletişimi ile zarafet ile jest ve mimikleriyle, kılık ve kıyafetiyle, toplumsal normlara ve kültürel mirasa olan saygısıyla sokağın, mahallenin ve nihayetinde toplumun rol modelidir.
Son yıllarda sosyal medyada gördüğümüz bazı hadiseler ne yazık ki öğretmenlik mesleğinin itibarını zedelemiştir. Gerçekte öğretmen olmadığı halde, "öğretmen edası" takınan, giyim kuşamı ile mesleğin ağırlığını ucuz birer etkileşim malzemesine dönüştüren seviyesizler türedi. İşin acı tarafı, bu sosyal medya seviyesizliğinin gerçek eğitim kurumlarına da sirayet etmesi oldu. Sınırları ve pedagojik çizgileri net çizilemeyen kıyafet serbestliğini suiistimal ederek, bir eğitim ortamına yakışmayacak kıyafetlerle okula girmeyi alışkanlık haline getiren az sayıda da olsa meslektaşımız oldu. Toplumdaki o saygın "öğretmen" imajını zedeledi. Bakanlığın kılık kıyafet yönetmeliğinde bir türlü dikiş tutturamaması ve dengeyi kuramaması, bu yozlaşmayı daha da hızlandırdı.
Bakanlık şimdi bu problemi öğretmenlere beyaz bir önlük giydirerek çözeceğini sanıyor. Öğretmenler bu dayatmaya haklı olarak tepki gösteriyor. Çünkü eğitimde nitelik, estetik ve itibar, okul önlükleri ile veya tek tipleştirme çabası ile inşa edilemez. Birkaç kötü örneği cezalandırmak ya da hizaya getirmek adına, koskoca bir meslek grubunu aynı kalıbın içine hapsetmeye çalışmak, geçmişin o şekilci, tek tipçi zihniyetinin modern bir kopyasından başka bir şey değildir.
Elbette kadın öğretmenler eğitim yuvasına süper mini etek, daracık tayt giyerek gelmemeli. Erkek öğretmenler de okulda uzun sofi sakalları ile ya da “homeless” (evsizler) gibi dolaşmamalı. Ne yapmak lazım o halde?
Tatbikî çözüm; öğretmene önlük giydirmek değildir. Çözüm; öğretmenin kendi mesleki bilincini, vakarını içinde, ruhunun derinliklerinde taşıyabilmesini sağlamaktır. Öğretmenlik mesleğinin kaybolan itibarı, zorunlu kılınan önlüklerle değil, öğretmenlere hak ettikleri ekonomik refahın sağlanması, toplumsal saygınlığın ve akademik özgürlüğün geri verilmesi ile mümkündür. Öğretmenin maruz kaldığı mobbingin cezasız kalmamasını sağlamakla mümkündür. Yerli sendikacı ve eğitim yöneticilerinin ruhsal terörüne karşı öğretmeni korumakla mümkündür.
Sınıfa girdiğinde öğrencisinin gözünün içine bakarak bir neslin kaderini değiştiren öğretmen, oraya hangi kıyafetle ve hangi duruşla çıkacağını bilecek olgunluğa ve irfana sahiptir. Olmayanlar zaten bu camiadan sayılmaz. Öğretmenlerin kılık kıyafetlerini denetlemek yerine, onların hak ve saygınlıklarını korumaya odaklanılmalıdır.
Hoşça kalın.
Sevgiyle kalın.


