Hukuk hakkında hukukçular, sağlık ile ilgili konularda hekimler, alanın uzmanları, güvenlik konusunda güvenlik uzmanları, tavuk yetiştiriciliği ve yumurta verimi konusunda bile konunun uzmanları konuşurken neden okul ve eğitim hakkında uzman olmayan insanlar ileri geri konuşma salahiyetini kendinde buluyor? Merak ettiniz mi hiç?
Toplumda nerdeyse yolu okula düşmeyen birey yoktur. Pek çok birey öğrenci olarak, veli olarak veya eğitim çalışanı olarak okul ile bir ilişki içindedir.
Türkiye’de 2024 yılı itibarı ile okul öncesi, ilk ve ortaöğretimde yaklaşık 19 milyon öğrenci eğitim ve öğretim faaliyetine devam etmektedir.Bunun ile birlikte 1 Milyon 150 binden fazla öğretmen görev yapmaktadır. Yine bunun yansıra üniversitelerde lisans ve lisans üstü öğrencilerin 7 milyona yaklaştığı bilinmektedir. Üniversitelerde akademisyenler de hesaba katıldığında bu sayı 27 milyonu aşmaktadır.
Yani Türkiye’de nüfusunun üçte biri okulda. Anne ve babaları da düşündüğümüzde nerdeyse herkes okul ile ilişkili durumda.
Yolu okuldan geçen herkesin okula dair anıları, yaşantıları, tecrübeleri var, söyleyecek sözü var. Ve daha da önemlisi ortalıkta, eğitime dair sözü geçer akçe olan, dinlenen, itibar edilen eğitimciler yok denecek kadar az. Meydan boş.Bundan dolayı olsa gerek güzel ülkemin canım insanı televizyonlardaki dedikodu programlarından sonra en çok okul ve eğitim ile ilgilidir. Bu konuda konuşmayı sever. “Bence…” diye başlayan ve eğitim sorunumuzu bir çırpıda çözen önerileri çokça duyarız. (Maalesef Sosyoloji bilimi de böylesi bir talihsizlik ile karşı karşıyadır. Ancak Sosyoloji konusunu bir başka yazıya bırakalım.)
Yüksek bir yerden denize bakan birinin görebileceği ile bir dalgıcın denizde görebileceği şeyler aynı değildir. O denizin derinliklerinde başka hayat formları vardır. Rengarenk hayatlar, güzellikler, tehlikeler…Dalgıç onu bilir.Aynı metaforu orman için de düşünebiliriz. Biz orman ile ilgili ağaçlar ve bitki örtüsü hakkında düşünürken ormancı, ormanın derinliklerinde gizli olan güzellikleri de tasavvur eder: Çeşit çeşit yemişler, soğuk pınarlar, bataklıklar, zararlı bitkiler, tehlikeli hayvanlar…Okul da orman ve deniz gibidir.
Pek çok kişi okula baktığında etrafı duvarlar ile çevrili beton binalar görür. Hakikat bu değil oysa.
Okul betonarme bir bina değil bundan çok öte bir şeydir. Okul sadece bir adı olan ve içinde eğitim öğretim faaliyeti yapılan bir yer değildir. Okulun bir kimliği, bir iklimi, bir ruhu vardır. Bir kültürü vardır. Sınıfların da öyle.Okulda bir araya gelen her bir fert beraberinde okuluna ve sınıfına değerlerini de getirir. Böylece okulda bir kültür oluşur. Bir aidiyet oluşur. Bir kimlik oluşur. Ve bazı kimlikler ayrıcalıklı hale gelir. Bu da okulun başarısı ile ilişkilidir. Örneğin Robert Kolejli olmak, Galatasaray Lisesi mezunu olmak kimlik, aidiyet ve ayrıcalık oluşturur.
İnsanlar eğitim hakkında konuşmasın demiyorum. Herkesin ilişkili olduğu bir konu hakkında tabi ki konuşma hakkının da olması gerekir. Ancak bir yere kadar.
Şimdi en başta sorduğumuz soruya gelelim. İnsanlar ehil olmadığı halde eğitim konusunda yanlış bir şey söylerim diye neden çekinmeden, korkmadan konuşuyor:Meydan boş çünkü.
Maalesef birçok eğitimci kahvede, minibüste, sokakta konuşan Ahmet emminin öneri ve fikirlerinden daha iyisine sahip değil. Birçok eğitimcinin atandıktan sonra, yıllar geçmesine rağmen eğitime dair bir kitap okumadığını, pedagoji ile ilgili gelişmeleri takip etmediğini, kendini yenilemediğini bundan dolayı Ahmet emmiden daha ileride olmadığını biliyoruz. Pek çok eğitimcinin en son okuduklarının sınıf geçmek için lisans ders notları vekpss çalışma kitaplarının olduğu gerçeği ile karşı karşıyayız.
Sağlık sorunu yaşayan birinin başına toplanan kalabalığa, “çekilin ben doktorum” diyen biri çıktığında herkse kenara çekilir ve doktora alan açar. Eğitim ile ilgili konularda da ehil olmayanlar konuştuğunda “Bayım ben öğretmenim,bu iş bildiğiniz gibi değil.” diyecek donanımlı meslektaşlarımız olmalı.
Bir sonraki yazı ÖĞRETMENLER ile ilgili olacak.
Sevgiyle kalın.
Takipte kalın.

