SERHED HABER - Muş’un kadim toprakları, tarih boyunca pek çok medeniyete beşiklik etmiş; hoşgörünün, imecenin, dayanışmanın ve insani sıcaklığın harman olduğu bir coğrafya olmuştur. Ancak son aylarda Bulanık ilçesinde ardı ardına yaşanan talihsiz ölümler, artık sıradan bir toplumsal hadise olmaktan çıkmış; derin bir trajedinin, sessiz bir çığlığın, çözülmekte olan toplumsal dokunun göstergesine dönüşmüştür. Bu vakalar yalnızca bireysel birer kayıp değil, toplumun ruh halinin de aynasıdır.
Dini açıdan bakıldığında, insana “emanet” gözüyle bakan bir inanç geleneğinin içinde, can kıymetinin böylesine ucuzlaması, manevi hayatın yüzeyselleştiğini göstermektedir. İslam ahlakının merkezine yerleştirilen “Bir canı kurtarmak tüm insanlığı kurtarmak gibidir” ilkesi, modern hayatın hızı, bireysel ve ailevi bencillik ve umutsuzluk karşısında adeta arka plana itilmiştir. Artık öğüt veren dil sessiz, nasihat dinleyen kulak yorgundur.
Toplumsal açıdan ise Bulanık’ın küçük ölçekli, birbirini tanıyan ve geçmişte güçlü akrabalık bağlarıyla örülü yapısının çözülmekte olduğunu bu gelişmeler bir kez daha göstermektedir. Geleneksel dayanışma ağları, bireyleri kriz anlarında tutan manevi ve sosyal direkler zayıflamış; yerini yalnızlık, ekonomik baskı, çaresizlik, birey/aile şerefi ve görünmez başka rekabetler almıştır. Sosyal medya, kıyas kültürünü yaygınlaştırarak bireyin iç dünyasını daha da daraltmış, “görünmeyen” acıları görünür hale getirecek bir empati kanalı kalmamıştır.
Kültürel olarak, kuşaklar arası kopukluk derinleşmiştir. Eskiden yaşlı ve bilge bir Seydanın, Hacının, Sofinin ve Begin sözü, gençler için rehberdi; şimdi ise öğüt, dijital gürültü içinde yankılanmadan kayboluyor. Yerel değerlerin, sözlü kültürün, hikmetli anlatıların yerini anlık öfke, geçici zevkler ve duygusal patlamalar almıştır. Bu kırılma, bireyin iç dünyasında bir boşluk yaratmakta; sonuçta o boşluk, kimi zaman geri dönüşü olmayan kararlarla dolmaktadır.
Ailevi düzlemde, iletişimsizlik en büyük tehlikedir. Anne-baba, çocukla aynı evde ama ayrı dünyalardadır. Utanç, korku ya da “el ne der” endişesiyle dile gelmeyen duygular, bireyi içe kapatmakta; oysa her sessizlik birikmekte, her birikim patlamaktadır. Aile içi sevgi dilinin yerini bazen sadece “yargılayan bakış” almakta, bu da bireyin varoluş alanını daraltmaktadır.
İnsani açıdan bu vakalar bize şunu hatırlatır: toplumlar sadece ekonomiyle değil, birbirine tutunan kalplerle ayakta durur. Bir mahalledeki gülümseme, bir dostun hal hatır sorması, bir öğretmenin bir öğrencinin gözlerindeki kederi fark etmesi, bazen bir canı kurtarabilir. Ancak biz, “komşusu açken tok yatan” bir bilinçsizlik seviyesine savrulduk.
Ne Yapılabilir?
1. Cami, okul ve sivil toplum iş birliğiyle, özellikle gençlerin duygusal dayanıklılığını artıracak rehberlik ve manevi destek merkezleri kurulmalıdır.
2. Sosyal hizmet uzmanları ve rehber öğretmenler aracılığıyla ekonomik, psikolojik veya sosyal riski yüksek aileler düzenli takip edilmelidir.
3. Yerel hikâyeler, atasözleri, halk şiirleri ve değer temelli etkinliklerle aidiyet bilinci güçlendirilmeli ve kuşakların bir araya geleceği meclisler, divanlar, köy odaları, dengbej evi, âlim divanları, sanat ve spor mekanları inşa edip aktif kullanıma teşvik edilmeli.
4. “Birlikte yaşamak” kültürünü yeniden canlandırmak için içişleri bakanlığının koordinasyonunda mahalle meclisleri, gönüllü gençlik grupları ve dini temsilciler ortak sorumluluk üstlenmelidir.
5. Okul müfredatlarında empati, stres yönetimi, iletişim becerileri gibi konular yer almalı; öğretmenler bu alanlarda yetkinleştirilmelidir.
6. Devlet olarak silah niteliğini taşıyan her türlü araç ve gereçlerin resmi satışlarına çok sıkı kontrol ve kuralların getilmesiı ve gayri resmi satışlarına, edinilmesine, taşınmasına ve bulundurulmasına daha fazla caydırıcı maddi ve tutukluluk cezalarının getirilmesi.
7. Anadolu taşrasında benzer suçların yoğun yaşandığı bölgelere toplumsal refahın gelişimine önem verilerek, iş ve ekonomik koşullarının buralarda hızla değişimine yönelik pozitif iktisadi kalkınma programlarının devreye sokulması.
Sonuç olarak, Bulanık’ta yaşanan her yeni üzücü vaka, sadece bireysel trajediler değil, toplumun kalbinde açılmış derin bir yaradır. Bu yara, ancak yeniden “birbirini hisseden insanlar” olabildiğimiz de, yani hem aklı hem kalbi birlikte diriltebildiğimiz de iyileşecektir.

